lisedeydim daha...
ne güzel sözleri vardı şarkının...
yatakhanenin camından karşıdaki evleri seyrediyordum...
sarı ışıklar sızıyordu...
sıcak sarı ışıklar...
kestane pişirilen sıcak evler...
ben annemden uzak.. babamdan 450 kilometre ötede...
kardeşlerimi özlerken...
sarı ışıklar sızıyordu karşı evlerden...
ve radyodaki adam umut veriyordu ısıttmayan kalorifer petekli odaya...
sana söz yine baharlar gelecek,
sana söz ışık sönmeyecek...
kale arkasındaki tellerin arasından kocaman adamları izlediğimiz yıllardı işte...
sonra pankart oldu tribünlere...
ve ben çubukluyla maçlar izledim o pankartın altında...
o gün silivriye gitmeseydim...
belki de hep bu satırla kalacaktı aklımda...
şarkının asıl ismi kazınmayacaktı kafama...
jandarmaların uzun kontrollerinden geçtim önce...
kapıda 17sinde büyümüş bir adam karşıladı beni...
haziranda adını bile bilemezdim...
batu...
babasına koşmuş yine...
hukuk felaketinin ortasındaki hukukçuya...
çok süzgündü ilk gördüğümde... ağustostu...
bak toparlamış...
acı olgunlaştırır..
içeri girdim.. çok seyirci var.. kaşkollu fularlı epey çubuklu...
bu kız kim? pek hüzünlü...
ilhan beyin emaneti.. 16sında...
tuana...
orada öğrendim...
babasını alıp götürdüklerinde bakakalmış...
tutuklamışlar sonra...
tek bi şey sormuş...
ben babamı görmeden 5 saat bile duramam ki, nasıl? nasıl?
mahkeme günlerini iple çeker mi daha lise sırasında bi kız çocuğu?
çekiyormuş işte...
koca koca adamların silahlı külahlı konuşmalarını dinler mi günde 12 saat..
dinliyormuş işte...
neden?
2 saatte bir ara olsun... babası seyirci bölümüne yaklaşsın...
sarılsın.. iki çift laf etsin...
babası yahu...
şuncacıkken geceleri başında bekleyen, ilk zıbınını giydiğinde ağlayan adam...
ilk karnesini boynuna atlayıp okuttuğu,
yazları kumsalda kumdan kale yaptığı adam...
babası...
çocuğunuz var mı?
yoksa babanıza bakın... öyle işte...
batu bu satırları okurken...
babası yanında artık...
annesi ne demişti daha ilk gün...
biz bu günleri atlatırız da...
batu üniversiteye hazırlanıyor..
kız da okula başladı...
ama ne dedi çıkarken batunun babası...
ruhumuz hala içerde...
tuana'nın kalbi de orada işte...
bir ranzanın üstünde...
sanki bilmişti ya söylemiş ya adam 20 yıl önce...
"Tuana, dallarına karlar yağıyor tuana...
Ay, yüreğine ayaz vurur da
Sen üşürsün oralarda..."
öyle dii mi çubuklu tuana?
bak nasıl devam ediyor:
"Tut, asırlık umutlarla acılarla
Tut, bırakma peşini hayatın ateşini gel"
yok yok siz tuanaya üzülmeyin...
kocaman yüreğiyle dimdik ayakta o...
sadece renklerle bakmadan önce yaşananlara...
insan olarak bakın...
Fenerbahçeden nefret edin, tamam...
Ben de bu yöneticilerden nefret edeyim...
Elimizden geleni ardımıza koymayalım...
Ama eziyet etmeyin be kardeşim..
Ayırmayın insanları çocuklarından...
Sakın merhamet etmeyin ama...
Sadece hakları olan özgürlüğü verin...
siz taraftar kardeşlerim...
fenerbahçeyi tuana gibi sevin..
kızınız gibi yani.. babanız gibi...
ve siz Lefterin çubuklu emanetini taşıyan futbolcular...
bilirsiniz size hakkım helal...
ama sizden tek isteğim var...
ne zaman o sahaya çıksanız...
bilin ki sizi babası gibi, abisi gibi izleyen bir çift göz var orada...
çünkü onun babası da abisi de biziz.. çünkü o bize emanet...
ve sen başı dik çocuk...
pencerenden modaya bak göreceksin...
bilesin ki bahçedeki fener sizlerle ışıldayacak..
ve sarı bir ışık sızacak oradan...
kestanelerin piştiği sıcak evlerdeki ışıktan...
çünkü senin ailen biziz.. senin ailen kocaman..
Tuana...
Sana söz yine baharlar gelecek
Sana söz ışık sönmeyecek...
SÖZ...
29 Şubat 2012 Çarşamba
23 Şubat 2012 Perşembe
özlem...
kamyoncu saitin oğluna,
onun da bana iki emaneti var...
biri triko çubuklu.. öteki onur...
daha 9 yaşındaydım gittiğinde...
mert adam.. güzel adam.. dik adam...
kamyoncu sait...
ankaraya her gittiğimde uğrarım yanına...
toprağına su verir dertleşirim...
son gidişimde hazirandı...
şampiyonluğu sordu, aykut hocayı, çocukları...
anlattım tek tek... oğlu da yanımdaydı...
antep maçını dinlerken çok heyecanlandı...
mermerini eliyle sildi oğlu...
ismine dokunduk... dua ettik... ağladık...
vedalaştık sonra...
emanetlerimi canınız gibi koruyun dedi...
onlar sizin şerefiniz...
söz verdim.. ne çubuklu yere düşer ne de onurumuz dedim...
sonrası deprem...
sonrası direniş...
sonrası yayla, cadde, kadınlar...
kadınlar, kadınlar, kadınlar...
gururumuz, canımız, sevdiğimiz...
dün gece geldi yine rüyama...
oğul dedi.. evlat dedi.. torun dedi...
sana hakkımı helal edeceğim gündür...
atanın babanın sevdasına sahip çık...
ne ter içinde uyandım, ne yerimden fırladım...
yüzümde bir tebüssüm, gönlüm ferah...
bugün öğlen çağlayandayım ben...
kamyoncu saitin emanetini savunmaya...
sırtımda çubuklu forma...
kalbimin orta yerinde onurum...
sen de gel benimle...
nahit amca ol çağlayana gel...
nezihe teyze ol meydana gel...
topuk yaylası yolundaki çocuk ol,
defter kabındaki çubuklu ol...
doksan artı dörtte santos ol gel...
tam da yüzümüz düşmüşken ukiç...
mirsad ol gel usta...
kaşın patlasın, yüreğin kabarsın gel...
erdal abi ol gel amcacığım,
gözlerin görmezse yüreğinle gör gel...
papazın çayırındaki anılarını topla da gel vahit dede,
cemili ilk izlediğin günü getir yanında yasemin teyze...
nadir hocam basri dirimlilinin direnciyle gel...
sen de küçük hüseyini al hilmi efendi...
biriniz pierre van hooijdonk olsun uzunlar...
nevriye yılmaz... fenerbahçe yıkılmaz...
naz'lı naz'lı dalgalansın meleklerin bayrağı...
edalı erdemli mağrur...
"bir sel" olup akalım caferağadan çağlayana...
ekşi bir tat kalsın çekemeyenin ağzında
arslan yürekli kaptanlardan...
alex orada yok mu sanırsın usta....
samet de souza sen de souza ben de souza...
kocaman bir tarihin...
koç gibi savunucuları...
gecenin karanlığına inat çıkan,
yukardaki ay şahit olsun ki...
gün bugündür...
vapura atla gel, metrobüse bin gel...
sevgilini al gel.. cumayı kıl gel...
direncini öfkeni sevdanı hasretini al gel...
sanma ki yalnız olacaksın...
kalbinde fenerbahçeyi yaşatanlarıyla,
genç'iyle, cefakarıyla, üniversitelisiyle...
hepimiz biraradayız...
yani sol açık'tan kopup gelirken vamos...
gün bugündür çubuklu için....
ah be kamyoncu sait...
dinlemiş miydin sen gökçeni...
ne demişti hani efsaneye veda ederken...
ben lefteri dedem gibi sevdim, hani babalar kızar ya bazen...
dedeler kıyamaz...
lefter fenerbahçe için odur işte...
öyle dedi ya kamyoncu sait.. öyle dedi gökçen...
bak dün akşam maçtaydı lefterin emanetini taşıyanlar...
hatta salı çağlayanda, sonra caferağada...
çünkü triko çubuklu herkese emanet...
özlem de çağlayan da olacak bugün...
basrilerin, cihatların torunları da...
çünkü siz nasıl gururla taşıdıysanız armayı...
biz de o kadar seviyoruz formayı...
hepimizin üstünde iki ağır emanet...
bir triko çubuklu.. bir de 105 yıllık onurumuz..
o emanetleri bizden kimse alamaz...
dünya yıkılır, FENERBAHÇE YIKILMAZ...
onun da bana iki emaneti var...
biri triko çubuklu.. öteki onur...
daha 9 yaşındaydım gittiğinde...
mert adam.. güzel adam.. dik adam...
kamyoncu sait...
ankaraya her gittiğimde uğrarım yanına...
toprağına su verir dertleşirim...
son gidişimde hazirandı...
şampiyonluğu sordu, aykut hocayı, çocukları...
anlattım tek tek... oğlu da yanımdaydı...
antep maçını dinlerken çok heyecanlandı...
mermerini eliyle sildi oğlu...
ismine dokunduk... dua ettik... ağladık...
vedalaştık sonra...
emanetlerimi canınız gibi koruyun dedi...
onlar sizin şerefiniz...
söz verdim.. ne çubuklu yere düşer ne de onurumuz dedim...
sonrası deprem...
sonrası direniş...
sonrası yayla, cadde, kadınlar...
kadınlar, kadınlar, kadınlar...
gururumuz, canımız, sevdiğimiz...
dün gece geldi yine rüyama...
oğul dedi.. evlat dedi.. torun dedi...
sana hakkımı helal edeceğim gündür...
atanın babanın sevdasına sahip çık...
ne ter içinde uyandım, ne yerimden fırladım...
yüzümde bir tebüssüm, gönlüm ferah...
bugün öğlen çağlayandayım ben...
kamyoncu saitin emanetini savunmaya...
sırtımda çubuklu forma...
kalbimin orta yerinde onurum...
sen de gel benimle...
nahit amca ol çağlayana gel...
nezihe teyze ol meydana gel...
topuk yaylası yolundaki çocuk ol,
defter kabındaki çubuklu ol...
doksan artı dörtte santos ol gel...
tam da yüzümüz düşmüşken ukiç...
mirsad ol gel usta...
kaşın patlasın, yüreğin kabarsın gel...
erdal abi ol gel amcacığım,
gözlerin görmezse yüreğinle gör gel...
papazın çayırındaki anılarını topla da gel vahit dede,
cemili ilk izlediğin günü getir yanında yasemin teyze...
nadir hocam basri dirimlilinin direnciyle gel...
sen de küçük hüseyini al hilmi efendi...
biriniz pierre van hooijdonk olsun uzunlar...
nevriye yılmaz... fenerbahçe yıkılmaz...
naz'lı naz'lı dalgalansın meleklerin bayrağı...
edalı erdemli mağrur...
"bir sel" olup akalım caferağadan çağlayana...
ekşi bir tat kalsın çekemeyenin ağzında
arslan yürekli kaptanlardan...
alex orada yok mu sanırsın usta....
samet de souza sen de souza ben de souza...
kocaman bir tarihin...
koç gibi savunucuları...
gecenin karanlığına inat çıkan,
yukardaki ay şahit olsun ki...
gün bugündür...
vapura atla gel, metrobüse bin gel...
sevgilini al gel.. cumayı kıl gel...
direncini öfkeni sevdanı hasretini al gel...
sanma ki yalnız olacaksın...
kalbinde fenerbahçeyi yaşatanlarıyla,
genç'iyle, cefakarıyla, üniversitelisiyle...
hepimiz biraradayız...
yani sol açık'tan kopup gelirken vamos...
gün bugündür çubuklu için....
ah be kamyoncu sait...
dinlemiş miydin sen gökçeni...
ne demişti hani efsaneye veda ederken...
ben lefteri dedem gibi sevdim, hani babalar kızar ya bazen...
dedeler kıyamaz...
lefter fenerbahçe için odur işte...
öyle dedi ya kamyoncu sait.. öyle dedi gökçen...
bak dün akşam maçtaydı lefterin emanetini taşıyanlar...
hatta salı çağlayanda, sonra caferağada...
çünkü triko çubuklu herkese emanet...
özlem de çağlayan da olacak bugün...
basrilerin, cihatların torunları da...
çünkü siz nasıl gururla taşıdıysanız armayı...
biz de o kadar seviyoruz formayı...
hepimizin üstünde iki ağır emanet...
bir triko çubuklu.. bir de 105 yıllık onurumuz..
o emanetleri bizden kimse alamaz...
dünya yıkılır, FENERBAHÇE YIKILMAZ...
18 Şubat 2012 Cumartesi
çağlayan...
çığlık...
senin kadıköyden bu akşam duyduğun da anladığın da budur...
aman bari kadınları üzmeyin haaaa....
sonra düştü kaldırımda omuzlar...
neyse ki içerde direnişe geçti nene hatunlar...
devrede tespihe sarıldı teyzem...
yeşim ablaya dedi.. merak etme.. fenerbahçe yıkılmaz...
ah be teyzem siz oldukça...
bu isyan susmaz...
çok fena geldi yiğidolar...
tam pedriel bitirecekken umutları...
ana kız nasman ailesi bağları kolları...
hızlı çıktı takım...
yer değiştirdi annesiyle merve hanım...
kaptana dokunmak kaldı...
belli ki tv başında erkekler ah aldı...
kadın hayattır...
hayat verir...
tribünde umut doğurdu fenerbahçenin kadınları...
alex o umudu yuvarladı...
kadıköy... bayram yeri...
mine maratonda haykırdı...
burcu feneriumda ağladı...
nazenin kardeşine sarıldı...
hacı teyzem okudu üfledi bağırdı...
hiç umudu kesmedi gelin görümce..
emre yüreğiyle vurdu gözyaşlarını görünce...
kimi oyununu bırakıp geldi.. kimi babasına mesaj verdi...
en güzel halleriyle.. en güzel hayalleriyle oradaydılar...
yenilsek ne fark ederdi elbet ama...
kazanmaya da pek yakıştılar...
geceden başlamıştı aslında destan...
ck ünifeb münferit fenerliler vamos çalıştı...
"direneceğiz" sözü en çok kadınlara yakıştı...
çünkü hep direndi onlar...
çünkü hiç pes etmedi...
daha herkes susarken çıktılar sokağa..
gözyaşları sel oldu...
nehir gibi kopup geldiler yayladan caddeye..
en zor zamanlarında kayıpların..
yaktılar meşaleleri "farketmez" dediler...
bakın şimdi bir göl gibi sakinler...
bir dalgakıranın arkasında öylece mutedil...
ama yürekleri hala yangın yeri...
gözleri alev alev...
senin kadıköyden bu akşam duyduğun da anladığın da budur...
isyan...
aslında kaldırım tribünü değildi bu kez derdim...
sadece onları yakından görmeye gittim...
eylül destanını yazarlarken ellerinden öpememiştim...
sadece yanlarından geçeyim istedim.. yüzlerine bakayım...
öylece seyredeyim işte...
anaları, kızları.. fenerbahçeyi yüreğinde yaşatanları...
hiçbiri görmedi beni...
hatta birbirlerini...
gözlerinde şimşekler.. durmadan koşturuyorlardı.. sevdalarına.. sevdalılarına...
bilette yazan tribünün yerini bilmeyen vardı..
ya da kızıyla aynı tribüne yer bulamayan...
öyle samimiydi ki panikleri...
öyle sıcaktı ki endişeleri...
işte o endişeydi fenerbahçe.. o endişeyi taşıyan koca yürek...
caddeden akın akın geldiler.. kızıltoprak trenini iki renge boyadılar...
metrobüsleri fethettiler...
işte o fetihtir fenerbahçe...
kalpleri fetheden renktir...
bağcılardan gelmişti gelin görümce...
"kıııızz bi daa göndermezler bizi, valla giremeden gitmem dedi görümce"
"gircez ablaaaa, fenere bu kadar yaklaşmışken..." derken gelin..
kaçtım...
ya giremezlerse diye...
burak, ayça, borancan bilet yağdırdı destan kadınlarına...
geçen sene omuz omuza destan yazdıklarıysa dışarda kaldı..
dooru kaldırıma..
içerde gençliğe hitabe.. kaldırımda haklıyız kazanacağız...
biliyorum ki hep böyle omuz omuza olacağız...
sonra yıkıldı stat...
kaldırımda fener alayı...
çabuk yedik ama...aman bari kadınları üzmeyin haaaa....
sonra düştü kaldırımda omuzlar...
neyse ki içerde direnişe geçti nene hatunlar...
devrede tespihe sarıldı teyzem...
yeşim ablaya dedi.. merak etme.. fenerbahçe yıkılmaz...
ah be teyzem siz oldukça...
bu isyan susmaz...
çok fena geldi yiğidolar...
tam pedriel bitirecekken umutları...
ana kız nasman ailesi bağları kolları...
hızlı çıktı takım...
yer değiştirdi annesiyle merve hanım...
kaptana dokunmak kaldı...
belli ki tv başında erkekler ah aldı...
kadın hayattır...
hayat verir...
tribünde umut doğurdu fenerbahçenin kadınları...
alex o umudu yuvarladı...
kadıköy... bayram yeri...
mine maratonda haykırdı...
burcu feneriumda ağladı...
nazenin kardeşine sarıldı...
hacı teyzem okudu üfledi bağırdı...
hiç umudu kesmedi gelin görümce..
emre yüreğiyle vurdu gözyaşlarını görünce...
kimi oyununu bırakıp geldi.. kimi babasına mesaj verdi...
en güzel halleriyle.. en güzel hayalleriyle oradaydılar...
yenilsek ne fark ederdi elbet ama...
kazanmaya da pek yakıştılar...
geceden başlamıştı aslında destan...
ck ünifeb münferit fenerliler vamos çalıştı...
"direneceğiz" sözü en çok kadınlara yakıştı...
çünkü hep direndi onlar...
çünkü hiç pes etmedi...
daha herkes susarken çıktılar sokağa..
gözyaşları sel oldu...
nehir gibi kopup geldiler yayladan caddeye..
denize kavuştular kadıköyde bir eylül akşamı...
hiç dinlemediler dedikoduları...
akılla değil yürekle sevdiler...en zor zamanlarında kayıpların..
yaktılar meşaleleri "farketmez" dediler...
bakın şimdi bir göl gibi sakinler...
bir dalgakıranın arkasında öylece mutedil...
ama yürekleri hala yangın yeri...
gözleri alev alev...
bir dinle bak ne diyor bu kocaman yürekli küçük gözlerdeki mavilikler...
eyyyy daha kırkı çıkmadan lefterin takımını yenilir sananlar...
eyyyy ayetullah beyin emanetine dil uzatanlar...
tam 7 aydır bu sevdayla yanıyoruz..
bundan sonra fenere el ayak göz olacağız...
düşenin elinden biz tutacağız...
tam 7 aydır ağlayan bizdik ama...
pazartesiden itibaren
ÇAĞLAYAN biz olacağız...
17 Şubat 2012 Cuma
kadınlar...
bir eylül günü rastladınız onlara...
nehir gibi coşmuş gelirken...
önlerine katıp sürüklediler hepimizi...
hep oradaydılar aslında...
yüzyıllardır olduğu gibi yine görmezden geliyorduk...
10 temmuzda akın akın gittiler topuk yaylasına...
arada kaynayıp gitse de sesleri...
çok şey anlatıyordu isyan dolu gözleri...
caddeye indiler sonra...
kimi tepeden tırnağa çubuklu..
kimi inadına topuklu...
köprüye koştular..
akın akın...
gaz yediler.. naz yapmadılar..
bi tanesi herkesten önce fırladı ekranlara...
herkes susarken yedirmem fenerbahçeyi diye haykırdı...
binlercesi sokağı hiç bırakmadı...
sonra o çirkin kararı aldınız siz...
cezalı maçı kadınlar izlesin...
tarihin en utanç verici kararı...
asrın en büyük eylemine dönüştü...
bütün bentleri yıktılar...
ne kadar duvar ördüysek bin yıldır...
hepsini aştılar...
ne kadar kapattıysak kapıları...
kırdılar...
hepsi yürekten sevdalı.. hepsi inadına çubuklular...
siz yine magazine sardınız...
seslerine taktınız...
ama onlar takmadılar...
çünkü hesapla değil yürekle ordaydılar...
bize çok acayip gelse de...
aslında kendileri sıradan buldular...
bir sevdalının yanı sevgilinin yanıdır dediler...
taklidini yapalım diyenler oldu...
yanından geçemediler...
bak işte yine geliyorlar...
avrupadan adanadan izmirden edirneden...
bağcılardan nişantaşından erenköyden etilerden...
saatlerce kuyrukta beklediler...
bir yerde bulamayınca 5 yeri gezdiler...
sağı solu aradılar...
bulur bulmaz ağladılar...
bak yine oradalar işte...
caddeden akıyor binlercesi...
metrobüsler lacivert ve sarı...
vapur hiiiç bu kadar güzel olmamıştı be kaptan...
gebze kızıltoprak sevgi hattı...
nakış işler gibi geliyorlar.. yoğurt mayalar gibi...
topuklularıyla, asil ve şık fularıyla...
başörtüleriyle.. kaşkoluyla...
belki ev halleriyle.. en güzel hayalleriyle...
ama en çok yürekleriyle...
ne ispat dertleri var.. ne yarış yapıyorlar...
sadece seviyorlar..
sevgiliye gidiyorlar...
çünkü isyanları hep daha gerçek...
çünkü yürekleri dağlar kadar...
planları yapan efendiler...
onları iyi izleyin...
kulakları sağır yazıcılar...
onları iyi dinleyin...
eylülde dip dalgaydılar...
şimdi kıyıya geliyorlar...
sakın önlerine çıkmayın..
çünkü engel bilmiyorlar...
artık onlara birşeyler öğretmeyi bırakın...
sadece o güzel yüreklerine bakın...
bırakın ders vermeyi de...
sevgilerinden ders alın...
siz çubuklu kahramanlar...
onlar sizi seviyorlar...
bir tek size geliyorlar...
dikkatli bakın gözlerine...
kalplerini dinleyin...
sevgide tabelaya bakmaz onlar...
hayatta olduğu gibi sahada da yürek isterler...
ve siz çubukluyla hesap yapanlar...
basrileri lefterleri masaya koymak isteyenler...
siz bitti sandıkça analar yeni sevdalar doğuruyor...
siz bitti sandıkça destana yeni sayfalar ekleniyor...
fenerbahçenin kadınları geliyor...
ve düdük çalıyor..
maç bitmiyor efendiler..
daha yeni başlıyor...
nehir gibi coşmuş gelirken...
önlerine katıp sürüklediler hepimizi...
hep oradaydılar aslında...
yüzyıllardır olduğu gibi yine görmezden geliyorduk...
10 temmuzda akın akın gittiler topuk yaylasına...
arada kaynayıp gitse de sesleri...
çok şey anlatıyordu isyan dolu gözleri...
caddeye indiler sonra...
kimi tepeden tırnağa çubuklu..
kimi inadına topuklu...
köprüye koştular..
akın akın...
gaz yediler.. naz yapmadılar..
bi tanesi herkesten önce fırladı ekranlara...
herkes susarken yedirmem fenerbahçeyi diye haykırdı...
binlercesi sokağı hiç bırakmadı...
sonra o çirkin kararı aldınız siz...
cezalı maçı kadınlar izlesin...
tarihin en utanç verici kararı...
asrın en büyük eylemine dönüştü...
bütün bentleri yıktılar...
ne kadar duvar ördüysek bin yıldır...
hepsini aştılar...
ne kadar kapattıysak kapıları...
kırdılar...
hepsi yürekten sevdalı.. hepsi inadına çubuklular...
siz yine magazine sardınız...
seslerine taktınız...
ama onlar takmadılar...
çünkü hesapla değil yürekle ordaydılar...
bize çok acayip gelse de...
aslında kendileri sıradan buldular...
bir sevdalının yanı sevgilinin yanıdır dediler...
taklidini yapalım diyenler oldu...
yanından geçemediler...
bak işte yine geliyorlar...
avrupadan adanadan izmirden edirneden...
bağcılardan nişantaşından erenköyden etilerden...
saatlerce kuyrukta beklediler...
bir yerde bulamayınca 5 yeri gezdiler...
sağı solu aradılar...
bulur bulmaz ağladılar...
bak yine oradalar işte...
caddeden akıyor binlercesi...
metrobüsler lacivert ve sarı...
vapur hiiiç bu kadar güzel olmamıştı be kaptan...
gebze kızıltoprak sevgi hattı...
nakış işler gibi geliyorlar.. yoğurt mayalar gibi...
topuklularıyla, asil ve şık fularıyla...
başörtüleriyle.. kaşkoluyla...
belki ev halleriyle.. en güzel hayalleriyle...
ama en çok yürekleriyle...
ne ispat dertleri var.. ne yarış yapıyorlar...
sadece seviyorlar..
sevgiliye gidiyorlar...
çünkü isyanları hep daha gerçek...
çünkü yürekleri dağlar kadar...
planları yapan efendiler...
onları iyi izleyin...
kulakları sağır yazıcılar...
onları iyi dinleyin...
eylülde dip dalgaydılar...
şimdi kıyıya geliyorlar...
sakın önlerine çıkmayın..
çünkü engel bilmiyorlar...
artık onlara birşeyler öğretmeyi bırakın...
sadece o güzel yüreklerine bakın...
bırakın ders vermeyi de...
sevgilerinden ders alın...
siz çubuklu kahramanlar...
onlar sizi seviyorlar...
bir tek size geliyorlar...
dikkatli bakın gözlerine...
kalplerini dinleyin...
sevgide tabelaya bakmaz onlar...
hayatta olduğu gibi sahada da yürek isterler...
ve siz çubukluyla hesap yapanlar...
basrileri lefterleri masaya koymak isteyenler...
siz bitti sandıkça analar yeni sevdalar doğuruyor...
siz bitti sandıkça destana yeni sayfalar ekleniyor...
fenerbahçenin kadınları geliyor...
ve düdük çalıyor..
maç bitmiyor efendiler..
daha yeni başlıyor...
15 Şubat 2012 Çarşamba
ayaz...
önce fotoğraflar geldi...
daha gün aydınlanmamış.
ülkenin hali gibi hava.. alacakaranlık...
ellerinde bayraklar..
kendileri bayraklardan daha dalgalılar...ak tolgalı beyler beyi yok ama...
güneşe akına sevdalılar...
sonra canlı yayınlar...
23ü tutuklu 93 sanık... falan filan yılla yargılanıyor.. işte 3 temmuzdan bu yana..... vesaire...
arkada tanıdık yüzler...
şükrü, ercan, yasmin reis, cemre, burkay, vamos, cefakarlar...
ve tanımadan sevilenler...
bastonlu amcalar, kaşkoluyla kendi boynunu değil bizim yüreğimizi ısıtan dedeler...
bir fotoğraf ki.. bir fotoğraf ki daha iyi nasıl anlatılır mücadele... himhili.. bizim tuba...
hepiniz mi güzelsiniz be kardeşim...
hepiniz mi çiçek...
kabardı da kabardı yüreğim...
düştüm sonraaaaaaa yollarınaaaaaaaaaaa... isyanımı haykırmayaaaaaaa...
yol içimde uzadı...
son virajı alırken gözlerim buğulandı...
çoğunuz gitmişsiniz...
silivri sizmissiniz...
kalanlar bizim..
kalanlar beyaz anadolu hisarında cesur yürek...
tam da rumeli hisarının karşısında...
ilyas abi orada.. çatıvermisler otağı.. eyvallah...
girmeyecektim içeri.. yapamayacaktım...
ben tanırım yüreğimi.. bir baba kızına baksa kaldıramazdım...
tam o sırada aradı...
sevgililer gününün anlam ve önemi...
gönlümün güneşi.. ruhumun sabırlı eşi..
oraya kadar gitmişsin girmezsen olmaz dedi...
lube'yi gördüm kaldırımda...
istikamet muhakeme salonu...
işte sonrası zor be kardeşim...
işte ondan sonrası zor...
dışarda ayaz var ama donan içerdeki yürekler...
nasıl soktunuz bunca yıllık sevdayı buraya be kardeşim? nasıl kıydınız çubukluya...
caddede, mabedde takılan kaşkolların ne işi var o ruhsuz sıralarda...
bir adam konuşuyor tek kanallı günlerin sesiyle...
giresunda kırmızıda geçmiş birileri, avrupadan elemişler feneri..
ne zormuş be kardeşim...
ipek kravatlı adam çok uzakta...
babamın efsanesi cemil zayıflamış epey..
hepsi tamam da.. o aralarda uzaktan bakışmalar yok mu?
tamer abiiiiiii hala çok hızlı araba kullanıyo bu...
abi ceket buruşmuş, biraz toparla...
küçük dev kadın selma abla...
ah keşke bakmayaydı ekşioğulları birbirine...
babamdan 5 saat ayrılamam ki ben diye dökülmeyeydi o harfler...
tebessüm ediyorlardı aslında be... mutluydular valla...
ara ara düştü küçük başlar büyük omuzlara elbet...
bazen bulut geldi çöktü gözlere.. balkanlara yakınız ya epey.. ondan...
tam o sırada o dördüncü goldeki gibi salladı parmağı...
aman haa.. dik durun...
valla da dikler billa da.. sen kızma...
ama ne hasretler gizli o tebessümlerin altında be...
ne acılar...
orta sırada iki genç var.. elele.. onlar kim ola.. bilen yok...
birinin üstünde aykut hocanın mont, diğerinde çubuklu...
bilmem belki biri lefterin biri zeki rızanın torunu...
upuzuuun bi yer bu salon aslında...
ben diyim tam yarı saha kadar siz deyin ülker arena..
ama aralarda kısalıyor işte mesafeler...
bir gülücük mesafesinden sallanıyor eller..
bir ay idare edecek tebessüm veriyorlar çubuklu mahkumlara...
koç gibi adam daralıyor uzun kalınca.. gidiyor, dayanamayıp geri giriyor içeri...
öyle yani...
sonra ben konuşuyorum kimse duymadan...
hala sevilen birer abidesiniz diyorum...
söylemezsem üstümde kalır...
öyküm, merve kuzenmiş ya,, selam söylediler...
nahit amca aradı...
gönül gözlü erdal abi.. oğlu vardı hani.. eşref.. ilkokula başladı be.. valla...
oğuna çubuklu lif ören nine, yorganı iki renk diken anne...
gebze haydarpaşa treni kızıltoprakta siren öttürdü 18 kez...
bir muhabir yanaştı yanıma...abi.... yıkılmayız dedi...
artık çıkmam lazım...dışarısı ayaz.. ama yüreği sıcak herkesin...
aha... içerdeki gençler.. kimsiniz kardeşim siz...anıl ve melda... sevgililer gününde burada.. öyle ya...
kollarında dövme 1907 yazıyor.. 19 temmuzda tanışmışlar yeminle...babası kalp kirizi geçirmiş tribünde anıl'ın...
sonra böbrekler bırakmış...
ve her diyalize lefter formasıyla gidiyormuş heeeeeyyyyyy....her seansa.. aynı formayla..
siz kimi yargılıyorsunuz be kardeşim?
siz kimi yıkıyorsunuz?
hani asla başkan olamazsın demiş ya işte...
kapıdan geçemezsiniz... semte gelemezsiniz...
nahit amcalar nezihe teyzeler, yeşim ablalar geçit vermez size...
ne demiş haklıyız kazanacağız pankartını asanlar...bize belki var ama o armaya ölüm yok...
14 Şubat 2012 Salı
silivri...
bizim lisenin pide günüydü pazar...
acıbademde bi yar...
anılar anılar anılar...
samsunda fenerli olmak.. otele kaçak girmeler...
radyoda bir heyecan fırtınası...
kadıköyden gol haberi var...
toplu foto lazım...
kaldırıma dizildik... yolun karşısında foto abi...
vay bee 25 yıl.. üfff filan lafları arasında,,,
çekiyorum çekiyorum çeeek...
oooğlum bi bak bakiim bana...
döndüm 75 yaşlarında bir teyze....
baş örtüsünün önünde bir tutam saç.. pamuk beyazı...
buyur teyzem...
sen televizyondaki çocuksun... sana bi çift lafım var...
başım üstüne teyzem...
ben de elli yıldır gidiyorum o stada...
kadife gibi elleriyleelimi tuttu...
ve her maçtan önce duvarına bu elleri dokunuyorum...
dua ediyorum...
Allahım fenerbahçeme zeval verme diye...
eksik olma teyzem.. sizlerin sayesinde ayakta o stat...
biz onun sayesinde ayaktayız evlat...
bizim omurgamız fenerbahçe...
ellerine sarıldım.. gözyaşımı genzime akıttım...
caferağaya geçtim oradan...
sahada savaşan kadınlar...
vamos, amatörler, sol açık kenarda...
devrede bi kız geldi.. pırıl pırıl.. onsekizinde...
adım öyküm dedi...
çok güzel yazıyorsunuz...
tribünü gösterdim...
çok güzel yaşayan olmadan güzel yazılamaz...
zor günler dedim.. senin yaşında daha zordur kaldırmak...
cefasını çekmeyeceğimiz yola girmeyiz dedi...
sarıldım...
ne güzel babaymış seni büyüten.. ne güzel anaymış sütünü veren...
güzel oynadı kızlar.. biz kazandık...
önümüzde bi amca oturuyordu...
oyuncuların hepsine kızım dedi.. hiç kızmadı.. bazen sitem..
dönüşte...
tam merdivenleri inerken,
ercan gösterdi amcayı...
bir 70lik çınar daha...
koltuk değneği var sağ elinde...
neredeyse dakikada bir basamak iniyor.. yüzünde çizgiler kırışıyor her adımda..
çok canı yanıyor belli.. ama gözleri ışıl ışıl...
sonradan öğreniyorum.. salonun müdavimi...
niye geldin diye sorana...
nefes alıyorsam gelirim dermiş...
zaten aldığı nefes fenerbahçeymiş..
ulan bu takımı dedi ercan... siz bu takımı... nasıl nasıl...
çıktık...
yürüdük biraz çok soğuktu.. eve geldim..
topçular başlamış... yenildik...
internette trabzonda okuyan bi çubuklu kız buldu beni...
dedi abi forma giyemiyorum burda..
dedim yenildik...
dedi ki onu matematikçiler düşünsün...
dertleştik biraz...
maçtan hiç bahsetmedik...
silivride iyi bakın çevrenize..
belki pamuk teyzenin elini öpme fırsatı bulursunuz
belki de öyküm vardır tam da o baharlar gelecek pankartının yanında
merve gelemiyor trabzondan..
ama çok selam söyledi...
koltuk değnekli amcaya yardım etmeye çalışmayın..
yoluna çıkmayın yeter...
siz ey karar alıcılar...
ne sonuç çıkarsa çıksın
o eller yine kalkar duaya...
ne öyküm'üz biter ne sevdamız...
bir tek adamı vermedik bu tribünden...
ve yine de vermeyiz...
kimlik tespitinde soracaksınız ama ben şimdiden söyleyeyim..
hepsinin adı başka soyadı fenerbahçe...
siz çubuklu parmaklıkların arkasında yatanlar..
bilin ki siz varsanız biz de varız...
ve siz sahada çubukluyu taşıyanlar..
artık bir adım fazlasını pamuk eller için atarsınız...
hani diyordu ya pankart..
siz mücadele edin yeter.. gerekirse biz ölürüz...
acıbademde bi yar...
anılar anılar anılar...
samsunda fenerli olmak.. otele kaçak girmeler...
radyoda bir heyecan fırtınası...
kadıköyden gol haberi var...
toplu foto lazım...
kaldırıma dizildik... yolun karşısında foto abi...
vay bee 25 yıl.. üfff filan lafları arasında,,,
çekiyorum çekiyorum çeeek...
oooğlum bi bak bakiim bana...
döndüm 75 yaşlarında bir teyze....
baş örtüsünün önünde bir tutam saç.. pamuk beyazı...
buyur teyzem...
sen televizyondaki çocuksun... sana bi çift lafım var...
başım üstüne teyzem...
ben de elli yıldır gidiyorum o stada...
kadife gibi elleriyleelimi tuttu...
ve her maçtan önce duvarına bu elleri dokunuyorum...
dua ediyorum...
Allahım fenerbahçeme zeval verme diye...
eksik olma teyzem.. sizlerin sayesinde ayakta o stat...
biz onun sayesinde ayaktayız evlat...
bizim omurgamız fenerbahçe...
ellerine sarıldım.. gözyaşımı genzime akıttım...
caferağaya geçtim oradan...
sahada savaşan kadınlar...
vamos, amatörler, sol açık kenarda...
devrede bi kız geldi.. pırıl pırıl.. onsekizinde...
adım öyküm dedi...
çok güzel yazıyorsunuz...
tribünü gösterdim...
çok güzel yaşayan olmadan güzel yazılamaz...
zor günler dedim.. senin yaşında daha zordur kaldırmak...
cefasını çekmeyeceğimiz yola girmeyiz dedi...
sarıldım...
ne güzel babaymış seni büyüten.. ne güzel anaymış sütünü veren...
güzel oynadı kızlar.. biz kazandık...
önümüzde bi amca oturuyordu...
oyuncuların hepsine kızım dedi.. hiç kızmadı.. bazen sitem..
dönüşte...
tam merdivenleri inerken,
ercan gösterdi amcayı...
bir 70lik çınar daha...
koltuk değneği var sağ elinde...
neredeyse dakikada bir basamak iniyor.. yüzünde çizgiler kırışıyor her adımda..
çok canı yanıyor belli.. ama gözleri ışıl ışıl...
sonradan öğreniyorum.. salonun müdavimi...
niye geldin diye sorana...
nefes alıyorsam gelirim dermiş...
zaten aldığı nefes fenerbahçeymiş..
ulan bu takımı dedi ercan... siz bu takımı... nasıl nasıl...
çıktık...
yürüdük biraz çok soğuktu.. eve geldim..
topçular başlamış... yenildik...
internette trabzonda okuyan bi çubuklu kız buldu beni...
dedi abi forma giyemiyorum burda..
dedim yenildik...
dedi ki onu matematikçiler düşünsün...
dertleştik biraz...
maçtan hiç bahsetmedik...
silivride iyi bakın çevrenize..
belki pamuk teyzenin elini öpme fırsatı bulursunuz
belki de öyküm vardır tam da o baharlar gelecek pankartının yanında
merve gelemiyor trabzondan..
ama çok selam söyledi...
koltuk değnekli amcaya yardım etmeye çalışmayın..
yoluna çıkmayın yeter...
siz ey karar alıcılar...
ne sonuç çıkarsa çıksın
o eller yine kalkar duaya...
ne öyküm'üz biter ne sevdamız...
bir tek adamı vermedik bu tribünden...
ve yine de vermeyiz...
kimlik tespitinde soracaksınız ama ben şimdiden söyleyeyim..
hepsinin adı başka soyadı fenerbahçe...
siz çubuklu parmaklıkların arkasında yatanlar..
bilin ki siz varsanız biz de varız...
ve siz sahada çubukluyu taşıyanlar..
artık bir adım fazlasını pamuk eller için atarsınız...
hani diyordu ya pankart..
siz mücadele edin yeter.. gerekirse biz ölürüz...
6 Şubat 2012 Pazartesi
nahit amca...
küçüklüğüm ankara'da geçti benim...
gebzeden kızıltopraka götüren trenden önce,
kayaştan gar'a gittim yıllarca...
oradan 19 mayıs stadına yürüdüm...
yılda iki kez gelirdi çubuklu o zamanlar...
tünelin çıkışındaki top toplayıcı çocuk işareti verir,
konfetiler uçuşurdu...
selçuk, alpaslan, rıdvan, oğuz...
belki de konfetileri atan adamlardan biridir nahit amca kimbilir...
belki yanyana maç izlemişizdir başkent ayazında...
belki de o ramazan günü,
küçük hüseyin parçalılara beraberlik golünü atarken,
babamın sarıldığı amcadır...
kimbilir...
ben bilmem.. bilsem o zamandan sarılırdım ellerine...
o zamandan sarılır ağlardım...
bugün bulsam ayaklarının turabı gönlünün hizmetçisi olurummm.
yoğurçu parkındaydım bu pazar...
beşiktaş maçına saatler var...
dört bir yanım vamos...
bütün park bien...
sıkı çocuklar...
bir hemşerim geldi yanıma...
başkentin ayazını yemiş benim gibi.. esmer...
dedi eline sağlık...
dedim asıl sen ankaradan kalkıp gelmişsin,
senin ayağına gönlüne sağlık...
benim yaptığım iş mi dedi...
anlattı...
4 yıl önce karşılaşmışlar ilk kez...
nilüfer turizm ankara istanbul seferi harekete hazırdır...
iki hafta sonra bi daha.. iki hafta sonra bi daha...
üzerinde forma yok, kaşkol yok...
demiş amca, hep aynı istikamet.. nereye böyle?
kadıköye evlat demiş yaşlı adam...
kadıköye.. çocuklarımı görmeye...
ben de hep maç günleri görünce..... demiş bizim angaralı emre...
he maça ya evlat... çubuklu evlatları izlemeye...
yüreği kabarmış bizimkinin...
dinlemiş sonra...
meğer bi kaç haftalık bir yolculuk değilmiş o...
yarım asırlık bi destanın yeni halkalarıymış...
50 yıldır geliyormuş nahit amca ankaradan kadıköye...
benim yaşımdan fazla...
kiminizin maça gitme sayısından...
nilüfer turizm 27 numaralı koltuk...
koridor...
kar, yağmur, çamur.. farket etmez...
50 yıl.. her maça... biri hariç...
artık kalbi parçalıyla yapılanları kaldırmıyormuş...
emreyi ilk gördüğünde aragones varmış kulübede...
sahada durum kötü, oyun berbat...
küfür etmişler sağdan soldan...
kızmış gençlere,,, yerini değiştirmiş...
amca nasıl sabrediyorsun demişler?
çubuklunun verdiği gururun yanında
iki gram hüznün lafı mı olur demiş...
yarım asrını vermiş ömrünün...
nice şampiyonluklar kaçmış, kaç kez hezimet görmüş..
nice son dakika yıkımları...
bir kez olsun sövmemiş çubukluya...
bugün 73 yaşında nahit amca...
ne mesleğini öğrendim, ne geçmişini...
ne fark eder...
adı nahit soyadı fenerbahçe..
lakabı palamut...
mesleği çınar büyütmek...
kamyoncu saitin oğlu da gelirdi böyle..
stadın kapısında yatardı...
belki de nahit amcayla yanyana gelmişlerdir bi kaçına!
kimbilir?
ben bilmem...
şunu bilirim ben...
fenerbahçe'yi puanla kümeyle korkutanlar bilsin ki;
nahit amca dimdik ayakta..
derseniz ki üzerinde niye çubuklu yok kaşkol yok,
zaten kendisi bayrak,
zaten kendisi forma...
ve siz fenerbahçe futbolcusuna yuh çekerken,
benim kadar çaba sarfetsinler,
mücadele etsin diyenler...
nahit amcadan daha fazla emek vereniniz varsa,
işte saha orada
devam ıslıklamaya...
bakın işte aşağıda...
son beşiktaş maçından sonra ankara yolunda...
nahit amca maraton üst e blokta her maçta...
lefterle zeki rızayla ayetullah beyle yanyana...
ve o bu yolları aşmaya devam ettikçe...
fenerbahçeyi yenebilene aşkola...
gebzeden kızıltopraka götüren trenden önce,
kayaştan gar'a gittim yıllarca...
oradan 19 mayıs stadına yürüdüm...
yılda iki kez gelirdi çubuklu o zamanlar...
tünelin çıkışındaki top toplayıcı çocuk işareti verir,
konfetiler uçuşurdu...
selçuk, alpaslan, rıdvan, oğuz...
belki de konfetileri atan adamlardan biridir nahit amca kimbilir...
belki yanyana maç izlemişizdir başkent ayazında...
belki de o ramazan günü,
küçük hüseyin parçalılara beraberlik golünü atarken,
babamın sarıldığı amcadır...
kimbilir...
ben bilmem.. bilsem o zamandan sarılırdım ellerine...
o zamandan sarılır ağlardım...
bugün bulsam ayaklarının turabı gönlünün hizmetçisi olurummm.
yoğurçu parkındaydım bu pazar...
beşiktaş maçına saatler var...
dört bir yanım vamos...
bütün park bien...
sıkı çocuklar...
bir hemşerim geldi yanıma...
başkentin ayazını yemiş benim gibi.. esmer...
dedi eline sağlık...
dedim asıl sen ankaradan kalkıp gelmişsin,
senin ayağına gönlüne sağlık...
benim yaptığım iş mi dedi...
anlattı...
4 yıl önce karşılaşmışlar ilk kez...
nilüfer turizm ankara istanbul seferi harekete hazırdır...
iki hafta sonra bi daha.. iki hafta sonra bi daha...
üzerinde forma yok, kaşkol yok...
demiş amca, hep aynı istikamet.. nereye böyle?
kadıköye evlat demiş yaşlı adam...
kadıköye.. çocuklarımı görmeye...
ben de hep maç günleri görünce..... demiş bizim angaralı emre...
he maça ya evlat... çubuklu evlatları izlemeye...
yüreği kabarmış bizimkinin...
dinlemiş sonra...
meğer bi kaç haftalık bir yolculuk değilmiş o...
yarım asırlık bi destanın yeni halkalarıymış...
50 yıldır geliyormuş nahit amca ankaradan kadıköye...
benim yaşımdan fazla...
kiminizin maça gitme sayısından...
nilüfer turizm 27 numaralı koltuk...
koridor...
kar, yağmur, çamur.. farket etmez...
50 yıl.. her maça... biri hariç...
artık kalbi parçalıyla yapılanları kaldırmıyormuş...
emreyi ilk gördüğünde aragones varmış kulübede...
sahada durum kötü, oyun berbat...
küfür etmişler sağdan soldan...
kızmış gençlere,,, yerini değiştirmiş...
amca nasıl sabrediyorsun demişler?
çubuklunun verdiği gururun yanında
iki gram hüznün lafı mı olur demiş...
yarım asrını vermiş ömrünün...
nice şampiyonluklar kaçmış, kaç kez hezimet görmüş..
nice son dakika yıkımları...
bir kez olsun sövmemiş çubukluya...
bugün 73 yaşında nahit amca...
ne mesleğini öğrendim, ne geçmişini...
ne fark eder...
adı nahit soyadı fenerbahçe..
lakabı palamut...
mesleği çınar büyütmek...
kamyoncu saitin oğlu da gelirdi böyle..
stadın kapısında yatardı...
belki de nahit amcayla yanyana gelmişlerdir bi kaçına!
kimbilir?
ben bilmem...
şunu bilirim ben...
fenerbahçe'yi puanla kümeyle korkutanlar bilsin ki;
nahit amca dimdik ayakta..
derseniz ki üzerinde niye çubuklu yok kaşkol yok,
zaten kendisi bayrak,
zaten kendisi forma...
ve siz fenerbahçe futbolcusuna yuh çekerken,
benim kadar çaba sarfetsinler,
mücadele etsin diyenler...
nahit amcadan daha fazla emek vereniniz varsa,
işte saha orada
devam ıslıklamaya...
bakın işte aşağıda...
son beşiktaş maçından sonra ankara yolunda...
nahit amca maraton üst e blokta her maçta...
lefterle zeki rızayla ayetullah beyle yanyana...
ve o bu yolları aşmaya devam ettikçe...
fenerbahçeyi yenebilene aşkola...
31 Ocak 2012 Salı
bahar...
gece dondurucu ayaz...
kendini eve atana geçmiş olsun...
dışarda arabalar patinajda...
iki saat zincin takmaya uğraşan da var...
yol kenarına bırakıp giden de...
3 temmuz işte budur...
bitmişlik hissi.. yolun ortasında yalnızlık...
eyvah...
ama bir adam var fotoğrafta...
erkut batuhan çekmiş..
tolga ertür paylaşmış...
hava dondurucu soğuk yerler buz..
üstü kar...
adım adım yazmış harfleri...
fener...
b'nin çengelini dönüyor inatla...
hava dondurucu soğuk...
o b'yi dönen adamın yüreği sıcacık...
10 temmuz işte budur...
içini ısıtır insanın...
bir yayla havası.. bir yürüyüş ki...
evlada miras...
sen kulüp sandın...
ama bizim için evdir fenerbahçe...
sen sevdanı yaşam biçimi diye anlatırsın...
ama bizim için hayattır fenerbahçe...
bu soğukta voleybol maçına giden...babasının yanında,
senin sevgin bu dünyadaaaa diye mırıldanırken..
kamerayı görünce utanan al yanaklı velettir...
tam 7 aydır bekliyorsun...
her sabah şu güneş bugün doğmasın diyorsun...
doğuyor...
işte o lacivert perdelerin arasından sızan sarı ışıktır fenerbahçe...
karanlık olunca hah gitti galiba diyorsun...
en heybetli haliyle aydınlatıyor ortalığı...
işte geceye inat çıkan aydır fenerbahçe...
sen dünyayı üstüne yıkıyorsun...
betonların arasından gülümsüyor...
işte enkazın altına uzanan nefestir fenerbahçe...
bunun için günler sonra enkazdan çıkarken 11 yaşındaki muhammed,
1 yudum su istiyor önce...sonra gülüyor utana sıkıla..
abi.. fenerin maçı ne oldu?
daha 17sinde göçüyor bu dünyadan erkin uçak...
ben "deniz" diye anlattım da bakma sen...
ailesi iki resim koyuyor gazeteye birinci yılında...
sevincini... yazıyor birinin altında...
üstünde çubuklu var...
lise açık görünüyor tam arkada...
çünkü o lise açıkta...
çünkü o maratonda...
şöyle diyor çocuklar:
seviyoruz seni...
ekmeği tuza banmaya geliyoruz...
değil kümeye, cehenneme gitsen...
biz seninle yanmaya geliyoruz...
gece dondurucu ayaz...
kimimiz sıcak evinde...
kimi hafta sonuna pankart hazırlıyo...
gece dondurucu ayaz...
kimimiz demir parmaklıklar ardında...
kimimiz hasretini çekiyo...
biliyorum ki siz şimdi hesaplardasınız...
o koltuğa kim otursun?
kim gelsin de bunlar gitsin?
kupasını almakla,
liginizden atmakla biter sanıyorsunuz...
oysa her geçen gün daha iyi görüyorsunuz...
siz fenerbahçeyi küçültelim derken,
bir sevdayı büyütüyorsunuz...
dışarısı buz gibi ayaz...
ama donan sizin yüreğiniz...
biz yaktık ateşi geliyoruz...
çünkü biz babamızın mirasını da
evladımızın emanetini de yüreğimizde taşıyoruz...
gecenin ayazında üşümüyoruz..
çünkü baharın geleceğini biliyoruz...
o yürekler susmadıkça...
dimdik duruyoruz...
çünkü biz artık "fenerbahçe benim" değil...
fenerbahçe BENim diyoruz...
24 Ocak 2012 Salı
deniz...
bir küçük ilan gazete sayfasında...
deniz'im.. seni hiç unutmayacağız...
iki fotoğraf var...
birinde, gülümsüyor deniz... gencecik daha.. ışıl ışıl...
diğeri profilden çekilmiş.. uzakta lise açık tribün...
görünce hatırladım... iki yıl önceki galatasaray maçı...
zaferi babasıyla kutlamış...
sonra...
son maçta kaçan şampiyonluğu yaşamış...
tam da en özel sezonun ortasında yakalamış ayrılık...
gidivermiş 17sinde sonsuzluğa...
formasını da koymuş yanına ailesi...
abileri sanki bilmiş de onun için oynamış maçların gerisini...
bir şahlanmışlar ki sorma...
eşi benzeri yok...
annesi her maça denizi de götürmüş...
her forması denizmiş.. her kaşkolu deniz...
mayısta müjdeyle gitmişler yanına...
alex senin için oynadı demişler...
santos senin için attı...
çiçek açmış mevsimsiz kara toprak...
belli ki sevinmiş deniz...
sonra..
sonrası malum...
operasyon.. infaz.. düşenler çıkanlar.. yalanlar...
denizin çubuklusu zor günler geçiriyormuş...
üstüne çökmüş herkes...
siyasetçisi.. futbol adamı..
uzaktan emir alan yazarı çizeri...
sakalları şarap tasında enteli...
mesele gelmiş.. tek konuya kitlenmiş...
puan mı silinecekmiş? 58 mi değişecekmiş?
malum toplantıdan önce son kez söyleyelim efendiler...
ayetullah beyin emanetiyle pazarlık edemezsiniz...
lefterin zeki rızanın forması size ağır gelir...
sadece iki yöneticiye sorarak da cevap bulamazsınız...
işe giderken takım elbisenin içine küçücük armalı kravat sıkıştıran adama soracaksınız...
kabyolmasın diye annesine atletin yakasına f.b. işleten yatılı öğrenciye,
dükkanın kasasının içine bereket getirsin diye sarı laci tespih koyan esnafa,
oğluna çeyiz hazırlarken yorganı bile iki renk diken anneye,
pıtır pıtır yürüyüp kumandayı getiren,
baba feneybatçeyi aç diyen minik elaya soracaksınız...
madem ki 58 dediniz...
açacaksınız fenerbahçe tüzüğünün 58. maddesini okuyacaksınız...
amatör sporlara destek verme sözünü göreceksiniz...
çubukluya aşık her babaya soracaksınız...
çünkü fenerbahçe evladıdır hepimizin...
sokaktaki her velede soracaksınız...
çünkü fenerbahçe geleceğidir çocuklarımızın...
yani herşeyi paradan puandan ibaret sanan,
takım elbiseli abilerim...
önce yöneticileri değil...
lefteri, zeki rıza'yı, küçük hüseyin'i, basrileri ikna edeceksiniz...
yaşı dolmadan gözlerini yuman minik efe'yi ikna edeceksiniz...
ve en son gidip denizi ikna edeceksiniz...
edemezseniz, ki edemezsiniz...
hangi emri aldıysanız onu uygulayacaksınız...
bize her cezayı verebilirsiniz...
ama başımızı eğemeyeceksiniz...
çünkü siz o puanı tabeladan silseniz...
tarihten silemezsiniz...
çünkü o sezonu sitenizden silseniz...
kalplerden silemezsiniz...
ve 105 yıllık bu tarihi...
hiçbir tabelaya sığdıramazsınız...
sözün özü...
ne kadar gücünüz varsa gelin...
her cefaya hazır bu taraftar...
geçse de yolumuz bozkırlardan
deniz'lere çıkar sokaklar...
deniz'im.. seni hiç unutmayacağız...
iki fotoğraf var...
birinde, gülümsüyor deniz... gencecik daha.. ışıl ışıl...
diğeri profilden çekilmiş.. uzakta lise açık tribün...
görünce hatırladım... iki yıl önceki galatasaray maçı...
zaferi babasıyla kutlamış...
sonra...
son maçta kaçan şampiyonluğu yaşamış...
tam da en özel sezonun ortasında yakalamış ayrılık...
gidivermiş 17sinde sonsuzluğa...
formasını da koymuş yanına ailesi...
abileri sanki bilmiş de onun için oynamış maçların gerisini...
bir şahlanmışlar ki sorma...
eşi benzeri yok...
annesi her maça denizi de götürmüş...
her forması denizmiş.. her kaşkolu deniz...
mayısta müjdeyle gitmişler yanına...
alex senin için oynadı demişler...
santos senin için attı...
çiçek açmış mevsimsiz kara toprak...
belli ki sevinmiş deniz...
sonra..
sonrası malum...
operasyon.. infaz.. düşenler çıkanlar.. yalanlar...
denizin çubuklusu zor günler geçiriyormuş...
üstüne çökmüş herkes...
siyasetçisi.. futbol adamı..
uzaktan emir alan yazarı çizeri...
sakalları şarap tasında enteli...
mesele gelmiş.. tek konuya kitlenmiş...
puan mı silinecekmiş? 58 mi değişecekmiş?
malum toplantıdan önce son kez söyleyelim efendiler...
ayetullah beyin emanetiyle pazarlık edemezsiniz...
lefterin zeki rızanın forması size ağır gelir...
sadece iki yöneticiye sorarak da cevap bulamazsınız...
işe giderken takım elbisenin içine küçücük armalı kravat sıkıştıran adama soracaksınız...
kabyolmasın diye annesine atletin yakasına f.b. işleten yatılı öğrenciye,
dükkanın kasasının içine bereket getirsin diye sarı laci tespih koyan esnafa,
oğluna çeyiz hazırlarken yorganı bile iki renk diken anneye,
pıtır pıtır yürüyüp kumandayı getiren,
baba feneybatçeyi aç diyen minik elaya soracaksınız...
madem ki 58 dediniz...
açacaksınız fenerbahçe tüzüğünün 58. maddesini okuyacaksınız...
amatör sporlara destek verme sözünü göreceksiniz...
çubukluya aşık her babaya soracaksınız...
çünkü fenerbahçe evladıdır hepimizin...
sokaktaki her velede soracaksınız...
çünkü fenerbahçe geleceğidir çocuklarımızın...
yani herşeyi paradan puandan ibaret sanan,
takım elbiseli abilerim...
önce yöneticileri değil...
lefteri, zeki rıza'yı, küçük hüseyin'i, basrileri ikna edeceksiniz...
yaşı dolmadan gözlerini yuman minik efe'yi ikna edeceksiniz...
ve en son gidip denizi ikna edeceksiniz...
edemezseniz, ki edemezsiniz...
hangi emri aldıysanız onu uygulayacaksınız...
bize her cezayı verebilirsiniz...
ama başımızı eğemeyeceksiniz...
çünkü siz o puanı tabeladan silseniz...
tarihten silemezsiniz...
çünkü o sezonu sitenizden silseniz...
kalplerden silemezsiniz...
ve 105 yıllık bu tarihi...
hiçbir tabelaya sığdıramazsınız...
sözün özü...
ne kadar gücünüz varsa gelin...
her cefaya hazır bu taraftar...
geçse de yolumuz bozkırlardan
deniz'lere çıkar sokaklar...
23 Ocak 2012 Pazartesi
ışıklar sönmesin...
Çok haşarıydım ben lisede usta...
Ele avuca sığmaz..
Yatılıydım ya, kurallar vardı malum...
Nerde bi kavga çıksa koşardık,
belki dayak yer belki atar, ama illa ki girerdik...
Birimize dokunsalar hepimize dokundular sayardık...
kimimiz solcu öğretmenin oğlu, kimimiz polis babanın...
birinin dolabında che posteri var arkada gizli,
öteki necip fazılı ezberden okur...
ama zor günde omuz omuzaydık işte, yanyana...
sağcı solcu dindar süryani demezdik...
bi puşt olanı sevmezdik bi de ispiyoncuyu...
yanyana indik yağmurun altında cumhuriyet meydanına samsunun...
kimimiz resmini ilk orada gördük...
kimimiz her yazını ezberden...
göğsümüze astık fotoğrafını..
selda ablayla söyledik sonra...
hakkımız yok ki helal edelim be usta...
ama uğurlar olsun....
yürüdük sırılsıklam caddeyi baştan sona...
gitmedik dersaneye...
iki şey istedik amcalardan...
bir katiller bulunsun...
bir de hesap sorulsun...
sonradan okuduk be usta...
sevdik seni de dediklerini de...
o gün orada yürüyenlerden üçü yıllarca sordu tekrar tekrar...
hapis yattılar çok sordular diye...
biz hep özledik seni...
gün geldi büyüdük işte...
aslında ne diyormuşsun yeni anladık...
"İnsanlar sadece konuştuklarından değil sustuklarından da sorumludurlar".
demiştin ya...
susmadık...
susmuyoruz...
oğlunla tanıştım geçenlerde...
emanetin emin ellerde,,,
çok da sıkı arkadaşları var biliyor musun...
daha bugün mahkemedeydiler...
senin mesleğini yaptıkları için...
gazeteci oldukları için...
sen nasılsan öyleydiler be usta...
dimdik, asi, yürekli....
ahmetler olsun yani usta, nedimler olsun...
elifler, kumrular, gülşahlar, hilmiler var...
alperler, yoncalar, hüseyinler, mehmetler...
hepsi dinç, hepsi özgür...
kalemini kırar da hepsi gözün kırpmadan
satmaz bilesin...
yani benim güzel ustam...
yani ustalarımın ustası...
biliyoruz ki asla sana layık olamayız...
biliyoruz ki cağaloğlu artık ıssız...
kalbimiz kar üstünde bir gözlük...
kırık...
ama başımız hala dik...
daha bir hafta önce lefter babayı uğurladık yanına...
sahip çık...
çünkü biz de burda senin emanetine sahıp çıkıyoruz...
karanlığın ortasında olsak da ışığına yürüyoruz..
yüreğimiz yettiğince usta...
dokunan yansa da dokunuyoruz...
Ele avuca sığmaz..
Yatılıydım ya, kurallar vardı malum...
Nerde bi kavga çıksa koşardık,
belki dayak yer belki atar, ama illa ki girerdik...
Birimize dokunsalar hepimize dokundular sayardık...
kimimiz solcu öğretmenin oğlu, kimimiz polis babanın...
birinin dolabında che posteri var arkada gizli,
öteki necip fazılı ezberden okur...
ama zor günde omuz omuzaydık işte, yanyana...
sağcı solcu dindar süryani demezdik...
bi puşt olanı sevmezdik bi de ispiyoncuyu...
yanyana indik yağmurun altında cumhuriyet meydanına samsunun...
kimimiz resmini ilk orada gördük...
kimimiz her yazını ezberden...
göğsümüze astık fotoğrafını..
selda ablayla söyledik sonra...
hakkımız yok ki helal edelim be usta...
ama uğurlar olsun....
yürüdük sırılsıklam caddeyi baştan sona...
gitmedik dersaneye...
iki şey istedik amcalardan...
bir katiller bulunsun...
bir de hesap sorulsun...
sonradan okuduk be usta...
sevdik seni de dediklerini de...
o gün orada yürüyenlerden üçü yıllarca sordu tekrar tekrar...
hapis yattılar çok sordular diye...
biz hep özledik seni...
gün geldi büyüdük işte...
aslında ne diyormuşsun yeni anladık...
"İnsanlar sadece konuştuklarından değil sustuklarından da sorumludurlar".
demiştin ya...
susmadık...
susmuyoruz...
oğlunla tanıştım geçenlerde...
emanetin emin ellerde,,,
çok da sıkı arkadaşları var biliyor musun...
daha bugün mahkemedeydiler...
senin mesleğini yaptıkları için...
gazeteci oldukları için...
sen nasılsan öyleydiler be usta...
dimdik, asi, yürekli....
ahmetler olsun yani usta, nedimler olsun...
elifler, kumrular, gülşahlar, hilmiler var...
alperler, yoncalar, hüseyinler, mehmetler...
hepsi dinç, hepsi özgür...
kalemini kırar da hepsi gözün kırpmadan
satmaz bilesin...
yani benim güzel ustam...
yani ustalarımın ustası...
biliyoruz ki asla sana layık olamayız...
biliyoruz ki cağaloğlu artık ıssız...
kalbimiz kar üstünde bir gözlük...
kırık...
ama başımız hala dik...
daha bir hafta önce lefter babayı uğurladık yanına...
sahip çık...
çünkü biz de burda senin emanetine sahıp çıkıyoruz...
karanlığın ortasında olsak da ışığına yürüyoruz..
yüreğimiz yettiğince usta...
dokunan yansa da dokunuyoruz...
18 Ocak 2012 Çarşamba
insaf...
vicdanın öldüyse hemen çık bu sayfadan...
ama kalbin azıcık daha atabiliyorsa hala...
iki dakika kulak ver... sabırlı ol...
5 sene önce sokağın ortasında yatan adamı hatırladın mı?
bütün bültenlerde görmüştün hani,
ayakkabısının altı delik...
taziyeler, dram müzikli hesap sormalar,
gereken mutlaka yapılacak vaatleri...
sonra uzuuun upuzun bir yürüyüş...
şişhaneden aşağı inenlerdendin belki...
ya da amaan bana ne deyip geçtin kimbilir?
5 sene oldu biliyor musun?
tam 5...
o gün doğan çocuklar okula başlamak üzere...
öğretmenleri tarihte bugün olanları anlatırken,
osmanbey'de sıkılan kurşunlardan bahsedecek mi acaba?
neyse o geleceğim meselesi...
bugün ne oldu biliyor musun?
o tetiği çeken çocuğun ağır abisi çıktı cezaevinden...
elini kolunu sallayarak...
örgüt değillermiş... öyle yani...
zaten cahil bi çocukmuş tetiği çeken o gün...
sence n.ç izlemiş midir bugün haberleri?
hani 11 yaşında 26 kişiyle bilinçi(!) olarak birlikte olan kız
ömrünü baş harfleriyle geçirmeye mahkum insan...
ne hissetmiştir acaba?
o da kendine kalsın...
kadınlar gününde pankartın ucundan tutanlar örgütmüş de mesela,
aylarca silah talimi yapıp enseye kurşun sıkanlar kahve erbabı...
umrunda mı?
poşu taktığı için duraktan alınanlar örgütçü ama,
çocuk tetiği çekerken arkasında duranlar oradan geçen tavşan...
sana ne mi?
ülkede empati aramayı bırakalı çok oldu biliyor musun?
vicdan için de kayıp ilanı verdik ahmetle nedimin duruşmasında!
ama şunu ne aklım alıyor ne gönlüm...
bir toplu iğne ucu kadar insaf da mı yok?
neden yıllarca yaşar ustayı izledik ki o zaman biz?
neden zengin adamı değil de münir özkulu tuttuk?
aile şerefinde o otomobil canımızı neden yaktı?
ya da önüne geleni ezip geçen amerikaya neden kızıyoruz yahu?
meslek neydi abi sizin?
memur, esnaf, gazeteci, tornacı, öğrenci?
hakkınızı yiyince patrona hocaya öğretmene müdüre neden sövüyorsunuz?
neyse unutun bu akıl sorularını da...
on saniye elinizi göğsünüzün üzerine koyun...
sadece on saniye gözününü kapatıp düşünün...
vurulan evladınız ya da babanız olsaydı?
katile silah tutuşturanlara ne demek isterdiniz?
gözünüzün önünden güle oynaya geçip gitse ne yapardınız?
on saniye unutun uyruğunuzu...
on saniye...
elinizi kalbinizin üzerine koyun...
vicdanınız ses vermiyorsa bile...
bir gram insaf kalmış mı orada?
yok yok sokağa inin demeyeceğim,
sizden eylem de beklemeyeceğim...
10 saniye bizimle birlikte üzülün yeter...
hrant için... adalet için...
ama kalbin azıcık daha atabiliyorsa hala...
iki dakika kulak ver... sabırlı ol...
5 sene önce sokağın ortasında yatan adamı hatırladın mı?
bütün bültenlerde görmüştün hani,
ayakkabısının altı delik...
taziyeler, dram müzikli hesap sormalar,
gereken mutlaka yapılacak vaatleri...
sonra uzuuun upuzun bir yürüyüş...
şişhaneden aşağı inenlerdendin belki...
ya da amaan bana ne deyip geçtin kimbilir?
5 sene oldu biliyor musun?
tam 5...
o gün doğan çocuklar okula başlamak üzere...
öğretmenleri tarihte bugün olanları anlatırken,
osmanbey'de sıkılan kurşunlardan bahsedecek mi acaba?
neyse o geleceğim meselesi...
bugün ne oldu biliyor musun?
o tetiği çeken çocuğun ağır abisi çıktı cezaevinden...
elini kolunu sallayarak...
örgüt değillermiş... öyle yani...
zaten cahil bi çocukmuş tetiği çeken o gün...
sence n.ç izlemiş midir bugün haberleri?
hani 11 yaşında 26 kişiyle bilinçi(!) olarak birlikte olan kız
ömrünü baş harfleriyle geçirmeye mahkum insan...
ne hissetmiştir acaba?
o da kendine kalsın...
kadınlar gününde pankartın ucundan tutanlar örgütmüş de mesela,
aylarca silah talimi yapıp enseye kurşun sıkanlar kahve erbabı...
umrunda mı?
poşu taktığı için duraktan alınanlar örgütçü ama,
çocuk tetiği çekerken arkasında duranlar oradan geçen tavşan...
sana ne mi?
ülkede empati aramayı bırakalı çok oldu biliyor musun?
vicdan için de kayıp ilanı verdik ahmetle nedimin duruşmasında!
ama şunu ne aklım alıyor ne gönlüm...
bir toplu iğne ucu kadar insaf da mı yok?
neden yıllarca yaşar ustayı izledik ki o zaman biz?
neden zengin adamı değil de münir özkulu tuttuk?
aile şerefinde o otomobil canımızı neden yaktı?
ya da önüne geleni ezip geçen amerikaya neden kızıyoruz yahu?
meslek neydi abi sizin?
memur, esnaf, gazeteci, tornacı, öğrenci?
hakkınızı yiyince patrona hocaya öğretmene müdüre neden sövüyorsunuz?
neyse unutun bu akıl sorularını da...
on saniye elinizi göğsünüzün üzerine koyun...
sadece on saniye gözününü kapatıp düşünün...
vurulan evladınız ya da babanız olsaydı?
katile silah tutuşturanlara ne demek isterdiniz?
gözünüzün önünden güle oynaya geçip gitse ne yapardınız?
on saniye unutun uyruğunuzu...
on saniye...
elinizi kalbinizin üzerine koyun...
vicdanınız ses vermiyorsa bile...
bir gram insaf kalmış mı orada?
yok yok sokağa inin demeyeceğim,
sizden eylem de beklemeyeceğim...
10 saniye bizimle birlikte üzülün yeter...
hrant için... adalet için...
15 Ocak 2012 Pazar
özgür...
zaten 6 aydır omuzlarındaydın biliyor musun hepsinin?
hepimiz gibi...
altı aydır o çubukluyla birlikte hepimizi taşıyorlar...
105 yıllık kocaman bir tarihin bekçileri onlar...
sahadaki koca yürekli kahramanları...
bugün o formanın en güzel sahibini omuzladılar ama...
vamos çocuklarının da dediği gibi...
armadaki beyezı uğurladılar...
ne kadar şanslılar... ne kadar onurlu...
asırlık bir çınarın asırlarca unutulmayacak efsanesini
ebediyete yolcu ettiler...
biz ne kadar şanslıydık...
bu son yolculukta yanlarındaydık...
ne güzel emanet bırakmışsın bize...
iki beyaz yürekli torun dinledik...
çok gururlandık... çok ağladık...
biz orada maç izlemeye alışığız be usta...
sanki çıkıp oynayacaksın sandık...
torunların bastı papazın çayırına
sana saydık...
sen de görmüşsündür ama söyleyeyim yine de...
emanetin emin ellerde be ordinaryus...
adaya yanına gelen evladın söyledi...
ben burada oldukça çubukluyu merak etmeyin dedi...
o ne dese biz inanırız.. onu da sen biliriz çünkü...
bir ara gözümüz tribüne kaydı...
orada bir başka evladın...
lakabı şeytan ama allahına kadar melek...
hepsine arka arkaya bakınca korktuk biliyor musun?
allahım alexi rıdvanı bize bağışla dedik...
tahtalara vurduk...
okul açıktaki pankartı gördün mü,
bir gecede yazdı onu çocuklar...
tanısan çok seversin hepsini...
gözleri çakmak çakmak
yüreklerinde ateş yanar...
hakkını fenerbahçeliliğimize helal et diyorlar sana,
et be usta...
çok hakın var üstümüzde...
bu koca sevdayı sana borçluyuz...
başkanın cevabını duydun mu?
helal etmiş hakkını...
voleybolcu torunlarının pankartını görmüssündür zaten...
hani statta da kocaman yazan...
rahat uyu... çubuklu bize emanet...
sen şimdi en sevdiğin yerdesin...
büyük adanın büyük adamı...
gökte yıldızlara emanet ettik seni...
zeri rızalara, basrilere, islam babalara...
şimdi metin oktayla atış dur orada...
bizi merak etme be usta...
rıdvan var. aykut var. alex var...
hepsi sen..
haa bak senin gideceğini hissetmiş ya kocaman adam...
hemen yerine gencecik fidanımızı geri getirdi...
sen şimdi huzurla yat elefteros usta..
bir özgür'ü adaya koyduk da...
bir özgür'e çubukluyu giydirdik yeniden...
gayri bu ağır yükü o çek'ecek...
105 yılda bunu öğrendik bunun için mücadele ettik çünkü biz..
öyle dediler bize...
sen adada rahat uyu..
bundan sonra da her sabah
özgür'lüğe doğar fenerbahçe...
hepimiz gibi...
altı aydır o çubukluyla birlikte hepimizi taşıyorlar...
105 yıllık kocaman bir tarihin bekçileri onlar...
sahadaki koca yürekli kahramanları...
bugün o formanın en güzel sahibini omuzladılar ama...
vamos çocuklarının da dediği gibi...
armadaki beyezı uğurladılar...
ne kadar şanslılar... ne kadar onurlu...
asırlık bir çınarın asırlarca unutulmayacak efsanesini
ebediyete yolcu ettiler...
biz ne kadar şanslıydık...
bu son yolculukta yanlarındaydık...
ne güzel emanet bırakmışsın bize...
iki beyaz yürekli torun dinledik...
çok gururlandık... çok ağladık...
biz orada maç izlemeye alışığız be usta...
sanki çıkıp oynayacaksın sandık...
torunların bastı papazın çayırına
sana saydık...
sen de görmüşsündür ama söyleyeyim yine de...
emanetin emin ellerde be ordinaryus...
adaya yanına gelen evladın söyledi...
ben burada oldukça çubukluyu merak etmeyin dedi...
o ne dese biz inanırız.. onu da sen biliriz çünkü...
bir ara gözümüz tribüne kaydı...
orada bir başka evladın...
lakabı şeytan ama allahına kadar melek...
hepsine arka arkaya bakınca korktuk biliyor musun?
allahım alexi rıdvanı bize bağışla dedik...
tahtalara vurduk...
okul açıktaki pankartı gördün mü,
bir gecede yazdı onu çocuklar...
tanısan çok seversin hepsini...
gözleri çakmak çakmak
yüreklerinde ateş yanar...
hakkını fenerbahçeliliğimize helal et diyorlar sana,
et be usta...
çok hakın var üstümüzde...
bu koca sevdayı sana borçluyuz...
başkanın cevabını duydun mu?
helal etmiş hakkını...
voleybolcu torunlarının pankartını görmüssündür zaten...
hani statta da kocaman yazan...
rahat uyu... çubuklu bize emanet...
sen şimdi en sevdiğin yerdesin...
büyük adanın büyük adamı...
gökte yıldızlara emanet ettik seni...
zeri rızalara, basrilere, islam babalara...
şimdi metin oktayla atış dur orada...
bizi merak etme be usta...
rıdvan var. aykut var. alex var...
hepsi sen..
haa bak senin gideceğini hissetmiş ya kocaman adam...
hemen yerine gencecik fidanımızı geri getirdi...
sen şimdi huzurla yat elefteros usta..
bir özgür'ü adaya koyduk da...
bir özgür'e çubukluyu giydirdik yeniden...
gayri bu ağır yükü o çek'ecek...
105 yılda bunu öğrendik bunun için mücadele ettik çünkü biz..
öyle dediler bize...
sen adada rahat uyu..
bundan sonra da her sabah
özgür'lüğe doğar fenerbahçe...
14 Ocak 2012 Cumartesi
yüreğini yaksa da hüzün...
bir pankart asılıydı lise tarafındaki kale arkasında...
kumaşı küçük sözleri kocaman...
izin istedim yazanlardan...
solaçıkmış adları... sıkı çocuklar.. güzel çocuklar...
bu pankarta vakti gelince bir yazı yazayım dedim...
ne çabuk geldi o gün...
ne çabuk yaktı yüreğimizi hüzün...
triko çubukluya anlam veren adam göçtü gitti bu dünyadan...
kamyoncu saitin oğuluna emanetiydi...
oğlunun da bana...
ne naif adamdı.. ne küçük...
ne kibar adamdı, ne güzel...
belli ki buradaki görevi bitti...
belli ki daha fazla yaşamak istemedi bu acı günleri...
zeki rızasına gitmek istedi herhal...
sevdasını en iyi anlatan adama..
islam çupi kardeşine...
basrisine... ayetullah başkanına...
son başkanıyla helalleşti gitmeden...
iki satır yazdı.. eyvallah dedi....
ulak oldu şimdi...
çubukluyu sevenlerden çubukluyu taşıyanlara...
cihat armana selam götürdü bizden...
ben kamyoncu saite söyledim mesela...
küçük hüseyine...
tribün çocukları necatiye haber etmiş öğrendim...
çınarı uğurladık karşıla demişler...
bi güzel kucakla onu be necati abi.. ama incitme sakın...
renk ayrımı yapmazdı ya hiç...
metin oktaya da çok selam götürdü elbet.. hakkı babaya da...
öyle gitti işte...
keşke biraz daha dursaydı dedirterek...
hep erken gelirmiş ya insana ölüm.. öyle işte...
aklandığımızı görseydi.. dedi babam...
gördü zaten dedim... bildi zaten...
sonra telefonlar çaldı ardarda..
herkes aynı soruyu sordu...
gerçekten öldü mü lefter?
ölmedi elbet be ercan..
ölür mü be can abi...
bak burundaki fener hala ışıldamıyor mu...
o ışık lefter işte...
üstündeki formaya iyice bi bak...
armadaki palamut var ya...
o lefter işte...
her sabah büyük adaya giden ilk vapur sarı...
dönüşü lacivert... gebzeden çubukluları kızıltopraka taşıyan tren...
rayların her biri çubuklu ya...
onlar lefter işte...
helalleştiği adamı saran demir parmaklıklar...
çubuklu ya işte.. lefter ya hepsi...
sevdiğine yazdığın mektup,
saatlerdir döktüğün gözyaşı...
isyana dönüşen haykırışın
her kelimesinde lefter her satırında lefter...
hani diyor ya şair;
ey sevda kuşanıp yollara düşen
bilesin bu yıllar dağlar dolanır,
yare ulaşmadan düşersen eğer
yarına sesinin yankısı kalır...
o yankıdır işte lefter...
1907'den sonsuza...
her tezahüratta...
her şarkıda..
ne yazıyordu lise açıktaki pankartta...
yüreğini yaksa da hüzün, ele karşı solmasın yüzün...
işte bu hüzündür lefter...
ve o hüzne dayanma gücü veren sevdadır...
bak şimdi televizyona bakıyorum gözyaşlarıyla...
hala oradasın be usta...
adada yanına gelmiş çok uzaklardan bir evladın...
canımız ciğerimiz... kaptanımız...
emaneti ona vermişsin...
10 numara ebediyete kadar sizindir diyor sana...
bende ödünç duruyor...
ne yazdı biliyo musun bugün...
huzur içinde yat lefter...
çubuklu bize emanet...
emin ellerde yani.. güzel yüreklerde...
gözün hiiiç arkada kalmasın ordinaryüs...
hepimiz sırayla yanına geleceğiz...
ama triko buçuklu
ebediyyen payidar kalacaktır...
pazara papazın çayırında görüşmek üzere...
seni seven torunun..
triko çubuklu... apo...
kumaşı küçük sözleri kocaman...
izin istedim yazanlardan...
solaçıkmış adları... sıkı çocuklar.. güzel çocuklar...
bu pankarta vakti gelince bir yazı yazayım dedim...
ne çabuk geldi o gün...
ne çabuk yaktı yüreğimizi hüzün...
triko çubukluya anlam veren adam göçtü gitti bu dünyadan...
kamyoncu saitin oğuluna emanetiydi...
oğlunun da bana...
ne naif adamdı.. ne küçük...
ne kibar adamdı, ne güzel...
belli ki buradaki görevi bitti...
belli ki daha fazla yaşamak istemedi bu acı günleri...
zeki rızasına gitmek istedi herhal...
sevdasını en iyi anlatan adama..
islam çupi kardeşine...
basrisine... ayetullah başkanına...
son başkanıyla helalleşti gitmeden...
iki satır yazdı.. eyvallah dedi....
ulak oldu şimdi...
çubukluyu sevenlerden çubukluyu taşıyanlara...
cihat armana selam götürdü bizden...
ben kamyoncu saite söyledim mesela...
küçük hüseyine...
tribün çocukları necatiye haber etmiş öğrendim...
çınarı uğurladık karşıla demişler...
bi güzel kucakla onu be necati abi.. ama incitme sakın...
renk ayrımı yapmazdı ya hiç...
metin oktaya da çok selam götürdü elbet.. hakkı babaya da...
öyle gitti işte...
keşke biraz daha dursaydı dedirterek...
hep erken gelirmiş ya insana ölüm.. öyle işte...
aklandığımızı görseydi.. dedi babam...
gördü zaten dedim... bildi zaten...
sonra telefonlar çaldı ardarda..
herkes aynı soruyu sordu...
gerçekten öldü mü lefter?
ölmedi elbet be ercan..
ölür mü be can abi...
bak burundaki fener hala ışıldamıyor mu...
o ışık lefter işte...
üstündeki formaya iyice bi bak...
armadaki palamut var ya...
o lefter işte...
her sabah büyük adaya giden ilk vapur sarı...
dönüşü lacivert... gebzeden çubukluları kızıltopraka taşıyan tren...
rayların her biri çubuklu ya...
onlar lefter işte...
helalleştiği adamı saran demir parmaklıklar...
çubuklu ya işte.. lefter ya hepsi...
sevdiğine yazdığın mektup,
saatlerdir döktüğün gözyaşı...
isyana dönüşen haykırışın
her kelimesinde lefter her satırında lefter...
hani diyor ya şair;
ey sevda kuşanıp yollara düşen
bilesin bu yıllar dağlar dolanır,
yare ulaşmadan düşersen eğer
yarına sesinin yankısı kalır...
o yankıdır işte lefter...
1907'den sonsuza...
her tezahüratta...
her şarkıda..
ne yazıyordu lise açıktaki pankartta...
yüreğini yaksa da hüzün, ele karşı solmasın yüzün...
işte bu hüzündür lefter...
ve o hüzne dayanma gücü veren sevdadır...
bak şimdi televizyona bakıyorum gözyaşlarıyla...
hala oradasın be usta...
adada yanına gelmiş çok uzaklardan bir evladın...
canımız ciğerimiz... kaptanımız...
emaneti ona vermişsin...
10 numara ebediyete kadar sizindir diyor sana...
bende ödünç duruyor...
ne yazdı biliyo musun bugün...
huzur içinde yat lefter...
çubuklu bize emanet...
emin ellerde yani.. güzel yüreklerde...
gözün hiiiç arkada kalmasın ordinaryüs...
hepimiz sırayla yanına geleceğiz...
ama triko buçuklu
ebediyyen payidar kalacaktır...
pazara papazın çayırında görüşmek üzere...
seni seven torunun..
triko çubuklu... apo...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












