11 Aralık 2011 Pazar

münir babanın beresi...

"Bana güzel birşey anlat desem,
mavi boncuk filminde münir özkul'un sari lacivert beresi, dese.
Gözlerimiz dolsa, sussak..."
Aynen böyle yazdı çubuklu gül...
ağladım...
sonra bir fotoğraf gönderdi bozkurt...
o fotoğraf işte.. hepinizin gözünün önünde...
münir baba... çubuklu bere ve kaşkol...
fenerbahçe budur...
siz sosyolojik çıkarımlar yaparsınız,
öteki reyting hesapları filan...
oysa bir cumartesi günü iki göz odanın neşesi,
türk filmidir fenerbahçe...
bakmayın bugün stadında dev ufolar yandığına...
bir pazar öğleden sonra sobalı evdir fenerbahçe...
henüz pijamalısı çıkmamışken simsiyah çekirdek.
kış günlerinde kapalı küçük odadan getirilen meyve,
yazın kiloyla alınan dondurmadır fenerbahçe...
ayda en az birkaç kez hababamdır.. güm güm güm...
dayarsın dizileri ardarda, yarışmalar gırla...
ama hiiç ortalarda görünmese de
münir özkulu silemezsin gönüllerden...
hababam sınıfı sınıfta kalsa da,
rıfat ılgaz toprak olsa da...
bir "çınar" büyür yerine yine sarı yine lacivert...
sen o günlerde yitip gitti sanırsın,
küllerinden doğar fenerbahçe...
bilsen uzaklarda kimler ağlıyor... ferdidir fenerbahçe...
uyarına gelirse tepemde bir de çınar... nazımdır fenerbahçe...
takım yenilmiş, gece yarısı balkonda...
sigaramın dumanına sarsam saklasam seni..
ezgidir fenerbahçe..
incecik izdim aman sıraya dizdi bizi zaman,
duman'dır fenerbahçe...
yoboo yobo yobo...
roman'dır fenerbahçe...
filistinde camide bir çubuklu
allahına kadar müslümandır fenerbahçe,
bişkek'te bir çadırda
şamandır fenerbahçe...
efkardır hasrettir hüzündür...
balıktır peynirdir rakıdır fenerbahçe..
bizim yüzümüzün akıdır fenerbahçe...
başkanını futbolcusunu tercümanını istersen binasını al
bitiremezsin...
babadan oğula mirastır fenerbahçe...
sözün özü...
temmuzdan bu yana beklersin..
zamana yayalım direniş biter zannedersin...
ben susssam ezginin günlüğü söyler...
aşk hiç biter mi?

9 Aralık 2011 Cuma

iddia name...

hukuk benim işim değil...
zaten futboldan da anlamam...
ben severim... 7 yaşında ilk çubuklumu nasıl sevdiysem,
bugün de öyle işte...
delillerinizden bir şey anlamadım...
ama isterseniz size başka deliller verebilirim...
hatta deliler.. hasta adamlar.. tutkulu kadınlar...
can ve zühal diye karı koca var mesela...
siz 1990lara kadar gitmişsiniz ya iddianamenizde...
onlarda 70lere kadar bulabilirsiniz.. ilk gittikleri maçın bileti...
ya da sincana gidin.. kamyoncu saitin oğlu vahidi sorun...
benden duymuş olmayın ama,
gardrobun üst rafında iki koca cilt var...
1974 ve 75'in sarı kanaryalar gazeteleri.. hafta hafta tek tek biriktirilmiş..
ciltlenmiş... törenle açılır yılda bir gün.. başkaca inmez oradan...
bakın erdal vahid var sosyal medyada...
ilk kutladığı şampiyonluğun fotosunu kesmiş gazeteden...
şifonyerin en üst çekmecesinde.. lacivert defterin arasında...
cansu doğan var sonra...
anneannesinin ördüğü ilk banyo lifini saklıyor.. rengini tahmin edersiniz...
kansu şarman... adam tarihçi.. kesin basın evini...
ayetullah efendinin ilk bildirisi.. eyvah eyvah...
orijinal el yazısı...
ilkokul defterini saklayan manyak var... tolga ertür...
üstündeki etikette arma varmış...
olca tunç'un evini basın...
ilk maçına giderken bindiği trenin biletini saklıyo be...
yasemin başarır tam bi örgüt yöneticisi...
tüm deplasman resimleri onda...
ankara izmir denizli manisa...
şükrü gürsoya gittim geçen...
kitaplardan birinin arasında bi dörtlük..
çocukken tribünde elime tutuşturulmuş bi not:
"genç yaşında dünyadan göçüp gittin hüseyin,
bizleri acılara atıp gittin hüseyin
ne sen doydun bizlere ne de biz doyduk sana
fenerbahçe forması kefen mi oldu sana"
çakıroğlu hüseyin.. bilmezsiniz adını bile... araştırın...
onur tuncerin evinde bir plak.. dededen kalmış.. nesrin sipahi...
kesin dinleyin... en büyük delil orada...
hilmi hacaoğlunu tanır mısınız?
tam 15 yıldır tanırım.. gençlikten orta yaşa birlikte geçtik...
evi barkı herşeyi değişti.. baba olacak kısmetse...
bir tek o kazak sabit.. annesi örmüş... sarısı uygun ama lacide sorun var...
ya bu minenin tatar anneannesi.. acayip çi börek yaparmış haa...
iki şeyi hep saklamış... biri taç kraker naylonu.. üzerinde kuran yazıyo dermiş...
öteki silik mi silik bi fotoğraf... zeki rıza babasına omuz vermiş...
adanaya giderseniz ölümü öpün uğrayın...
ağa var bizim orada.. mehmet andırır...
3 buçuk metrelik kebap yaptırsın size.. akşam da misafir etsin...
sessizce küçük odaya sızın... bu cemil turan var ya metriste...
hah.. onun 30 yıl önceki imzası... formaların altındaki ajandaya saklamış...
iddianamede almanya da var... haklısınız.. isim veriyorum..
altan akdağ.. alper üçok...
birinde son 10 yılın bütün tribün görüntüleri...
ötekine "ihtiyar fenerbahçeli kim" deyin.. anlatsın...
örgüt çok geniş efendiler...
hepsini alın bence... ama eşikte beşikte kimse kalmasın...
çünkü statta duydum geçen gün...
evladına miras bırakıyormuş hepsi...
sözün özü muktedirler... 
sizinki iddianame..
benden se size çook açık bi iddia:
hemen küme düşürün... en alt lige... bütün kupaları da alın...
kızmazsanız en son bi de name:
aşkınla olduk derbeder,
bu sevgi bir ömre bedel,
fenerbahçeli olmanın
gururu bizlere yeter!

6 Aralık 2011 Salı

rıdvan rıdvan rıdvan...

çayırovadan bindik trene...
ben diyim 20 siz diyin 25 durak... gebzeden kızıltoprak'a...
yanımda başıma fenerbahçe belasını saradan adam.. kamyoncu saitin büyük oğlu...
babam...
alt geçitten geçip ara sokaktan yürüdük...
ışıkları geçince gözlerim doldu, maraton'u görünce ağladım...
tavaf ettik sessizce... birbirimizin gözüne bakmadık..
sır oldu gömleklere süzülen damlalar...
kim inanırdı ki; stadı gördük...... neyse...
dereağzına yürüdük sonra...... daha 3 saat vardı idmana.. simit aldı babam...
dünyanın en güzel hasreti.. en meraklı bekleyiş...
en önde çıktı tek katlı binadan...
koştum... saçımı okşadı... elimde küçük bir kağıt.. fotoğrafı yok yanımda...
siyah tükenmez aldı bi abiden...
rastgele karaladı...
mürekkep bir damlayla dağıldı...
iki eliyle sildi yüzümü...
"biz sizi güldürmek için oynuyoruz çocuk"..
yürüdü gitti.. film gibiydi...
dönüş yolunda durakları saymadık..
artık hep yanımdaydı...
samsun anadolu lisesinin yatakhanesinde...
küçük bir radyoda...
istanbul bahçelievlerde bir öğrenci evinin ışıksız odasında...
duvarda...
yağmurda koştura koştura binilen bir taksinin bozuk hoparlöründe...
otobüste kulağa çalınan bir pazartesi sohbetinde...
bi gün canlı yayına geldi yıllaar yıllar sonra...
kocaman olmuşken ben bilmem ne kanalının haber merkezinde...
hepsini anlattım... yüzümü sevdi yine.. boyu benden kısa...
gözünü kapat bak orada...
sağ kanattan akıyor...
tribünde kendiliğinden meksiko...
aç kulağını...
mardinin en ücra köyünde bir radyo...
yesiçççç diye kesik bir ses... tribünden duyulan bir çatırtı...
sanki onun ayağı değil milyonların hayali kırıldı...
formayı yeniden giydiğinde daha iyileşmemişti bile...
bu kez kırılan omzu oldu.. 6 ay oynama dedi doktorlar..
milli maç vardı.. kader maçı.. daha kırığın üçüncü ayı... duramadı...
tam da son dakikada.. aynı yerden... gık demedi...
ne kadar az oynayabildi sahada...
ne kadar çok acı çekti kenarda...
ama bizim kalbimizde hala oynuyor...
bak adını üç kez yazdım başlığa...
çünkü kulağımda hala koşuyor...
çünkü altay maçındaki deparını atıyor hala her allahın günü...
çünkü hala en hızlı giderken en keskin duran o...
çünkü adliyede sabahlayan.. çünkü metriste ağlayan.. çünkü aklını belki ama yüreğini susturamayan...
çünkü rıdvanı onca hızlı koşturan ayakları değildi
çünkü o formayı çıkarıp çubukluyu da bu yüzden giydi
çünkü fenerbahçe sevgisi o bedene sığmıyor...
işte bu yüzden...
80'li yıllarda statlarda olanlar
hala saçını küt kestiriyor...  
unutmadan söyleyeyim...
artık evim göztepede...
maçlara caddeden yürüyerek gidiyorum...
ama o tren hala gebzeden kızıltopraka binlerce küçük çocuk taşıyor...
yanlarında 40a merdiven dayamış birer adam yürüyor...
elinde sevdasını miras bırakacağı küçük adamın eli,,,
kulağında sahadan mücadeleye taşınan bir ses;
rıdvan vuruyor gol oluyor....

2 Aralık 2011 Cuma

yemin...

bir pazar sabahı rastladım size...
yılışık bir telaş içindeydiniz...
köşe başlarını tutmuştunuz, üstelik yağmur da yağmıyordu...
o sabah söyledim size, pes etmeyeceğiz, kaleyi bırakmayacağız diye...
tetikçilerinizle bir günde idam ederken 104 yıllık çınarı...
bu direnişi siz de beklemiyordunuz biliyorum...
toplum mühendisliğini sizden iyi bilen yok...
önce vicdanlarda mahkum edip sonra ipi çekecektiniz...
daha önce defalarca başkalarına yaptığınız gibi...
taraf olan bi müridiniz belge toplayacak,
bi diğeri çaçeronlukla bizi susturacaktı...
ama en çok solcu entelleri kullanacaktınız...
onlar en kolay maşaydı çünkü...
kendi vicdanlarını başkalarının makinesinde yıkamaya çok alışıktı hepsi...
etik ahlak edebiyatı yapılacak, temizlik yazıları yazılacaktı...
spor programlarında mektebi sultani mezunları,,,
türkiyeyi yıkayacaktı...
bizi sabun yaparak...
o gün demiştik daha.. olmaz.. kendi içinizde çatırdarsınız diye...
dipten gelen dalgayı hiç bir bent tutamaz.. tutamadı da...
topuktan caddeye, stattan köprüye akan kalabalık yüreklerin buluşmasıydı çünkü...
taraftar gruplarını sindirdiniz, en büyük taraftar sitelerini susturdunuz...
ama nazım'ın kadınlarını durduramadınız işte...
çünkü sokağa inenler ayaklarının değil yüreklerinin üzerinde yürüyordu...
içerde gönül verdiği renklerin emekçileri yatarken,
korkusuna manifesto yazanlardan değillerdi...
statta üç tane yuh çekip,
kapının arkasında el etek öpenlerle karıştırdınız belli ki;
değillerdi...
hala bizi üçün beşin, o ligin bu ligin hesabını yapıyor sanıyorsunuz dii mi;
aziz yıldırımın adamları diyorsunuz ya da;
bilin isterim: hiç sevmezdim başkanı
köprüye yürüyen bir çok arkadaşım da öyle...
ama siz fenerbahçeyi mahkum ettiniz.. parmaklığın arkasına koyduğunuz çubukludur;
o bize 104 yıl öncesinden, kurtuluş savaşından, zeki rızadan ayetullahtan mirastır...
ingilize yunana boyun eğmemiş, size de eğmez...
biz ne rizeye sebata yatandan öğreniriz ahlakı,
ne de iki çanta paraya 8 tane atandan...
duygusal yazdık anlamadınız...
açık ve net: yarın düşürün fenerbahçeyi...
tecavüz ettiğiniz futbol sizinse papazın çayırı bizimdir...
30 yılda kurduğunuz ittifak ilk kez çatırdadı bakın;
ilk kez maskenin arkasını gösterdiniz...
belki dağılacaksınız, belki devamzedeceksiniz, bilemem..
ama bugün itibariyle,,,
hala güçlüsünüz evet... hala değnek sizde...
hala tarihi siz yazıyorsunuz evet..
belki bizi yeneceksiniz..
ama biz hayatını tribünde geçirenler... tek bir şey isteriz futbolculardan...
kötü oynayabiliriz.. yenile de biliriz...
ama mücadeleyi bırakmayız...
ben tellerin arkasından izlerken kocaman adamı yıllaar yıllar önce...
bi pankart vardı maratonun önünde...
bir yemin ettik ki dönemeyiz.. biz küçükyalı altıntepeliyiz....
daha önce ağlarken söylemiştim ya.. bugün bağırarak söyleyeyim.. aklınıza kazıyın...
biz artık fenerbahçeli değiliz...
bugün 25 milyon tepeden tırnağa dededen toruna
fenerbahçeyiz....

1 Aralık 2011 Perşembe

lacivert...

size hiç anlatmış mıydım?
ilk formam çubukluydu benim, triko...
hani sökülmeye koltuk altından başlayan...
örümcek ağı gibi paralanıp, sonra kola kadar genişleyen...
ama ikincisi öyle değildi işte...
ne sarısı sarı ne laciverti lacivert...
ilki tele takılıp yırtılınca deli divane oldum...
apar topar pazara gitti babam...
güzel adam...
kamyoncu saitin oğlu...
biraz sert.. 24 saat mert...
lacivert bi şey getirdi kolunun altında.. uzun kollu..
kolda boydan boya sarı şeritler...
bu fenerbahçe değil dedim, ağladım...
annem aldı elimden, gözden kayboldu...
kamyoncu sait beni dışarı çıkardı... köroğlunun öyküsünü anlatıp oyaladı...
kırat dedi, beylere direnen adam dedi... emek dedi..
annem çağırdı sonra içeri...
eski formadan armayı kesip yenisine dikmiş...
arkasına 11 yazmış, iki sarı bezle...
öyle işte ercanım, 11... daha aykut yokken.. daha kocaman değilken ona sevdamız...
yıllarca giydim o formayı ben...
ortaokul takımında 8 numaraya geçene kadar...
rıdvan... raprap baba...
sizin numaranız kaç mesela,,,
kıymeti kimden menkul?
hani o feneriumun önündeki çocuklar var ya,
onlara forma aldı ya abileri,
kaç yazdırdılar acaba arkasına?
bugün kaç formanız var çekmecede?
kaç çubuklu, kaç sarı, kaç palamut yeşili?
kaçınız vazgeçemiyor beyazdan?
kimlerin imzası var üzerlerinde, solmaya yüz tutmuş?
kaçıyla şampiyonluk maçı izlediniz?
kaçına gözyaşlarınız aktı falanca deplasmanda?
belki luciaonun üzerine secde ettiği forma içinizden birindedir?
belki uchenin teri duruyodur birinizin dolabında?
89 kadrosunu kaç kişi sayar ezberden?
schumacher ilk golü kaçınca hafta yedi?
kenneth andersonu neden ayakta alkışladınız şampiyonluk kaçtığı halde?
37 yaşındayım ben abilerim ablalarım kardeşlerim...
nice yaşlılar omzumda ağladı o tribünde...
nice tribüne konuk oldum evim kadar sıcak...
hiç bugünkü kadar sevmemiştim fenerbahçeyi...
hiç bugünkü kadar bağlanmamıştım yeminle...
küma düşecekmişiz duydunuz mu?
kulüp ağır darbe alacakmış...
maddi manevi yıpranacakmışız milyonlardan olacakmışız...
gerçekten derdimiz uefa sanıyorlarmış...
küme düşmeyelim diye çaresizce çırpınıyormuşuz...
bugün düşürün efendiler, hemen...
yarın sokaktan başlayalım.. papazın çayırından...
hemen kapatın feneriumları...
tek bir salon kalmasın dikili....
pazarda bi lacivert forma bulunur elbet...
ve eskiden kalma bir arma.. palamutu ölümsüz...
iki de sarı bez.. kumaşı farketmez...
çekeriz üstümüze... çıkarız kaldırıma....
isterseniz besteleri de yasaklayın mesela...
o günlerden aklımda iki satır var ya;
senin sevginle geldik bu şerefsiz dünyaya...
konuşmayı öğrendik....
SON sözümüz kanarya....

24 Kasım 2011 Perşembe

toprak...

ilk çalışında açtım telefonu...
bütün gün bu sesi beklemitim zaten...
"atanamadım abi"...
olsun.. canın sağolsun... elinden geleni yaptın...
kaç kez duydum kardeşimden bu telefonu...
artık otuzunda.. ama hala gözümüzde ela kadar.. 21 aylık...
öyle severiz.. öyle sarmalarız...
tek üzüntümüz onun üzülmesidir...
konya'da bugün.. atanamayan vekil öğretmen...
anaokuluyla öğretmen evi arasında yaşıyor...
bu satırları yakup muzafferin abisi yazsa ne derdi acaba,
yerin 500 metre dibinde kardeşim şu an,
cevher çıkarıyor...
öyle ya öğretmenin işi cevher çıkarmak...
ama pırıl pırıl çocukların arasından değil..
kara mı kara kayalardan...
maden işçisi yakup....
biyiloji öğretmeni aslında... atanamamış...
yıllarca vekillik yapmış...
her sene bir okulda kontenjan beklemek tak edince canına girmiş sınava...
kazma yürek, üç okka yürek...
sonrası toz, kömür ve tepe lambası...
bugün isteseler de bırakmam diyor, emekliliğe ne kaldı ki, 7 yıl...
ha yerin üstünde, ha madenin dibinde...
bak dursun yerin üstünü seçmişti biliyor musun?
kardeşimin liseden sınıf arkadaşı...
erzurumlu aslen.. bizim baba toprağına da yakın.. dadaş...
kadayıf dolma için 7 gece yol giderdi....
5 sene üst üste bekledi atanmayı.. dersanelerde dirsek çürüttü...
bi gün verdiler müjdeyi.. van erciş.. gözleri ışıldadı...
bu toprağın her karışı bizim, dedi gitti...
tek derdi hasretlik.. ana baba neyse de yavuklu muğla'da...
vicdansız kura, biraz yakına çıkaydın ya...
hasretten çok pranga epey de kontör eskittiler...
telefonu hiç kapatmıyorlardı neredeyse...
vuslata az kalmıştı.. bayramda kavuşacaklardı...
önce söz, hemen nişan yaza düğün inşallah...
bu düşlerle girdi kafeye.. yeni konuşmuştu sevdiğiyle...
sonrası yıkım acı.. ve kayıp...
bir ay bulunamadı dursun öğretmen...
"yaşıyormuş aklını yitirmiş, yemek sırasında gördüm..."
annesi ablası sevdiği... sokak sokak gezdiler kenti...
hakkariden çıktı cansız bedeni...
cenazeler karışmış.. hiç kurtulmamış dursun...
bugün 24 kasım...
nadir hocamı aradım demin... hayatını eğitime adamış...
hala yolda öğrencileri çevirir ellerine sarılır...
çok harf öğretmiş.. 
dedim bu kader midir?
dedi biz meşaleyi taşıyanlarız...
bizden öncesi karanlık da olsa...
biz geride kalanları aydınlatırız... 
belki de bu yüzden madenci oldu yakup...
yer altının karanlığını aydınlatıyor...
kardeşimle konuştum sonra, ağlamaktan gözlerimiz şiş,
tek soru var aklımızda:
ah benim dursun kardeşim,
senin de bir lamban var mı yanında?




23 Kasım 2011 Çarşamba

mina ile vecide...

kadıköy'de bir öğle vakti...
geçen ilk baharın ortası, ama soğuk...
yağmur sicim gibi indiriyor...
göz gözü görmüyor ama gönüller birbirine aşina...
elif hilmi, tan, dinç, gülşah, hüseyin, ve sair güzel insanlar...
paçalarımızdan akan suyla bekledik akşamın bilmem kaçına kadar...
arada suya çaya yemeğe gittik geldik...
o ya duruşma salonunda ya adliye önünde...
uzun uzun seyrettim bütün gün.. uzaktan.. rahatsız etmeden...
gözüne değen her göze tebessüm etti, her zırhlı araçta kanatlandı kalbi...
sakindi.. vakur belki, bilmiyorum...
bi araba çıktı adliyeden, bi tane daha...
20 santime 10 santim demirli camların arkasında belli belirsiz yüzler...
herkes heyecanla çırpındı çevresinde...
kooşş, bak aahmet burda diye...
her çağrıldığı yere gitti, öylece baktı camlara...
gördün müüüü dedi banu...
"ben onu hep görüyorum" dedi...
dizlerimin bağı çözüldü..
iyi ki ahmetle evlenmissin dedim içimden...
iyi ki almışsın soyadını...
adın ne kadar yoncaysa sen de o kadar şık'sın...
nedimi merak ettim sonra...
hep aklımda o tutuklandığı ilk günler vardı...
eşi vecide kalp ameliyatı olmuştu daha birkaç gün önce...
en çok o koymuştu nedime... özgürlüğünden bile çok sevdiği karısını öylece bırakıp gitmek...
çok aşıktı nedim ona...
kızına da onun adını vermişti...
bir evde iki vecide... iki güzel.. iki can...
sahi ben size ahmetin de bir kızı olduğunu söylemedim dii mi,
mina... güzel isim... kutsal isim... özel isim...
herkesin yavrusu kendine kutsal değil mi?
ne zaman aklıma gelse ikisinin de kız babası olduğu içim sızlıyo...
ahmet şık.. nedim şener...
ne kadar çok duydunuz değil mi bu iki ismi bu yıl...
belki bir berberde traş olurken çalındı kulağınıza...
"duruşma ileri bir tarihe ertelendi.............
ya da internette gözünüze çarptı flaş flaş..
"adalet bakanı oda tv davasıyla ilgili olarak..........
akşam sofrasında zap yaparken bi cümle...
"şener adliyeye yoğun polis korumasında getirildi....
takside radyo...
"oda tv iddianamesi hazır.. ahmet şık, nedim şener hakkında.............
hiç bir baba olarak düşündünüz mü ahmet'i
nedimin özgür hali var mı hafızanızda
kızınıza sarılırken aklınıza geldiler mi hiç,
ya da sıradan bir dizi izlerken ailece?
az önce konuştuk hilmiyle...
onun da bi kızı olacak allah bağışlasın...
kendime sığamadım da aradım iki laf edelim diye...
hepimizin kulağında aynı ses...
duyan duymayana anlatıyor çünkü...
yine dimdik durdu yonca ve tek cümle etti:
"ahmeet, seni seviyorum"
"ben de seni...."
bir direniş abidesi..
tartıya çıksa 50 kilo, yüreği kantara sığmaz...
ne selvi boylu ne al yazmalı.. ama bakışlarında cahit berkay çalıyor...
bi ablam söyledi geçen gün...
bi kızları vardı ahmetle yoncanın...
ikinci çocuk bu kitaptır...
öyle özenle uğraştı.. neleri göze aldı yonca...
tam burada kızım seslendi içerden...
ela'm 21 aylık.. ellerinizden öper..
canım annesi özgem uyutuyordu...
baba sen de geeelll dedi...
gittim öptüm.. yazı için geri dönecekken gitmeeee dedi...
çıkamadım odadan dakikalarca...
şimdi geri geldim... artık yazacak gücüm de yok, kelimem de...
tek isteğim var hepinizden..
bir insana bakınca, önce insan görün...
ve tek cümlem var içerdekilere, kendi sözlerinden menkul...
"biliyorum geleceksiniz,,, çünkü siz gelecek'siniz"

18 Kasım 2011 Cuma

cihan...

kafe kemer vardı iletişim fakültesinin alt tarafında...
langırt oynardık ders saatlerinde...
bir de kastamonu kır pidecisi...
haşim işcana inerdik ordan...
otobüsle ver elini taksim... hollywood filmine girmezdik yalnız..
avrupa filmi olacak kızlara karizma yapılacak...
sonra baraka, caravan ya da kemancı... ver müziği...
kimin evi yakınsa onda kalırdık... yolda ıslak hamburger nefis...
sabah illa ki menemen...
iyi yapardım haa....
hiçbirini yapamıyor cihan...
gencecik daha... üniversiteli.. ya da öyleydi...
pırıl pırıl bir zeka... endüstri mühendisliğinde...
bi gün birileri bi yere molotof attı,
iki saat sonra poşu takıyo diye polis cihanı aldı...
20 aydır içerde... tek delil yok... şahit de...
dün tahliye bekliyorduk...
45 yıl istediler... 1 değil 5 değil.. 45...  
siz bu satırları okurken cihan demir ranzada...
anne babanın gözler tavanda...
yine de çok şükür, sağ salim evlatları...
olur ya belki de çıkar sonraki duruşmada...
bak nasıl da çıktı ferhat ve berna dii mi,
ömürlerinin bir buçuk yılı eminönü vapuru yerine hapiste geçti ama olsun
bugün özgürler ya...
çilesi ömür boyu bitmeyecekler de var çünkü...
n.ç. mesela...
hani google'dan sadece baş harfleriyle bulunabilen...
11inde hayatı karartılan...
hani tecavüzcüleri kırılası ellerini sallayarak gezerken..
sokağa çıkmaya utanan...
nereli biliyor musunuz? eskişehir...
ne kadar da güzelleşti değil mi orası, ben ortaokuldayken gitmiştim lağım kokuyordu...
bugün pırıl pırıl.. sanırsın venedik... gondollar filan...
n,ç yirmisinde bugün...
hiç görememiş ama yeni halini kentin, hiç binememiş gondola...
ömür boyu taşıyacağı bir acısı var..
belki biz hiç bilmeyecektik o acıyı..
cem çıkardı ortaya.. cem emir evet...
korkmadı, ölüm tehditlerine aldırmadı duyurdu rezaleti...
kimse kılına dokunamadı...
sonra üç kuruş az ödemek için hasarlı otele ittiler onu...
haber kovalarken yitirdik sebahattin abiyle...
ne çok canım yanmıştı onlara ağıt yakarken...
bari kalanlara sahip çıkalım demiştim..
üç gün sonra zaza kemal kovuldu...
parmaklarını görev uğruna verdiği mesleğin
işsizler ordusunda artık...
zaza işsiz, cihan mahpus...
ahmet gibi nedim gibi...
cem ve sebahattin abinin hesabını soran yok...
vanda binler dondurucu soğukta hala kazaksız çorapsız...
bizim ev sıcak ama vicdan buz.. uyku haram...
hapistekine, toprak altına gidene, hayatı yaşarken bitene sustukça,
hala yatacak yerim yok...
ey en çok öte dünyadan bahsedip bu dünyanın derdine düşenler...
ey gücün peşinden gidip el pençe edenler...
bu CİHANda belki güçlüsünüz ama...
elbet bi CİHANda hesap sorulur...

12 Kasım 2011 Cumartesi

günah...

cem'i nasıl bilirdiniz?
iyi bilirdik!
hakkınızı helal eder misiniz?
helal olsun!
peki... cem, sen eder misin?
...............
sebahattin abi, sen edebilir misin abi?
sessizlik.. sonsuzluk... çünkü cem emir ve sebahattin yılmaz cevap veremeyecekleri bir yere gitti...
birden.. helalleşemeden...
birkaç dakika önce çıksa otelden yıkımın haberini yapacaktı belki,
ama ikisi de acı haber oldu arkadaşlarına...
zaten ancak öyle haber olabilirdi ya, ölerek...
ölmese kimin umrunda olurdu ki, son anda kurtulduğu?
zaza kemali tanır mısınız mesela;
kuzey ıraka habere gitmişti, otomobile kurşun yağdı...
üç parmağı yok bugün...
parmaksız kameraman...
o arabada mesut gengeç de vardı, başını sıyırdı kurşunlar...
görüntüleri vardı saldırının hatırlarsınız belki...
ama 15 sene öncesini bilmezsiniz...
sürekli aydınlık için 1 dakika karanlıktı ya hani ülke,
az daha o karanlıkta yok ediyordu polis.. ölümden döndü...
bostancı baskınını bilirsiniz hepiniz... canlı yayında çatışma.. vay vay vay...
ilhan kandaz ve emre canbay adını duydunuz mu peki,
kafalarını sıyırdı mermi...
gencecik bir çocuğa saplandı...
emre akşama kadar çekime devam etti...
hilmi, cumhur, levent...
gürcü milisler delik deşik etti cipi...
leventin bir gözü yok...
hilmi mesleği bıraktı....
cumhur hala alanda...
türkiyeye döndüklerinde ilk ne duymuşlardı bilir misiniz?
"oğlum ne diye gidiyosunuz lan o tehlikeli alana?"
gitmeselerdi...
siz hiç haber dönüşü hesap kapattınız mı?
50 kuruşun hesabı soruldu mu sizden?
50 santim kar haberine giderken, clio kiraladınız mı mesela?
bu yönünü hiç görmediniz...
ama çekme lan diye ağzına vurdunuz mesela,
ya da köşe yazarlarının hıncını onlardan çıkarmak için statta para yağdırdınız!
sizin için yarı bellerine kadar suya girdiler,
çıkar çıkmaz mahalleden kovdunuz!
belki patronları arkalarında dursa yapamazdınız,
ama onlar yöneticileri için hiç var olmadılar işte,
maaş defterinde bir kelle, tabldotta bir tabak...
hala isimleri ölünce biliniyor...
uzattıkça içim daralıyor...
ben bunları yazarken,
cemin arkadaşları hala enkaz başında,
eksi 10 derecede türkiyeye haber veriyor...
kimi de feribot peşinde...
canı pahasına...
ben bunları yazarken,
sebahattin abinin ekranında "burada laf çok" yazıyor
uzun yıllar yöneticilik yapmış biri olarak benim de meselem bu işte...
bende de yazacak yer çok,
ama yatacak yer var mı? orası meçhul...

10 Kasım 2011 Perşembe

Sait ile Mustafa...

Size kamyoncu sait'i anlatmıştım hatırlar mısınız?
Benim dedem...
Ondördünde Bayburt'taki evinden çıkmış, Ankara'ya kadar yürümüş...
Gece gündüz, 14 gün...
Tek bi tanıdığı bile yok, korkmamış...
Dikine giden bir adam, inatçı...
Para tutmaz, paylaşır, eşe dosta dağıtır...
Dindar adamdı, abdest almadan mevlit programı izletmezdi bize...
Kamyonuyla taş taşır, koca omuzlarıyla indirirdi koca kayaları...
Dil tarih coğrafya fakültesinde emeği var Allahına kadar...
Sel varmış bi gün, kamyonuyla dereden geçerken görmüş onu ilk kez...
Makam arabası dereyi geçememiş, kalmışlar öylece...
Koşmuş indirmiş otomobilden vurmuş sırtına Gazi'yi...
Dereyi omzunda geçirmiş...
İnat adam dedim ya, durdan sustan anlamazmış...
Biz kimsenin sırtında gelmedik buralara çocuk demiş Gazi,
Ama bir ülke sizin sırtınızda paşam demiş kamyoncu sait,
bir gün de biz sizi taşıyalım...
50 lira mı kuruş mu para mı artık neyse
öyle bir para vermiş dedeme Gazi, sırtını sıvazlamış...
Her anlatışında ağlardı Kamyoncu Sait,
boşver karaoğlan ders kitaplarını.
karga kovalamaları, özlü sözleri...
Gazi Paşa bu ülkeyi sırtında taşıyan adamdır, derdi...
İnat adamdı Kamyoncu Sait, zor adamdı, kimseye eyvallahı yoktu...
Ama Gazi Paşa öl dese l'yi duyamadan ölürdü...
Ne yalandan Anıtkabir defterine yazılanlardır benim için Mustafa Kemal,
Ne röfleli saçların sahte gözyaşlarıdır...
Cumhurbaşkanı değildir benim gözümde Gazi Kemal,
Yaptıklarını savunmak da haddime değil...
Hayatta en çok dedemi sevdim ben...
Onun sırtında taşıdığı adamın,
benim başımın üstünde yeri var...
Beni duyuyorsan rahat uyu Kamyoncu Sait,
Biz bu dünya üzerinde var oldukça,
Ata'nın yeri başımızın üstüdür...

7 Kasım 2011 Pazartesi

bayram...

herkesin bayramı kendine...
nasılsa bana her gün bayram...
ilk bayramımı hiç unutmam...
sene 80lerde bir gün...
çubuklu başkente gelecek.. anneden ilk kez izin çıktı...
rakip ezeli, kader ebedi...
aylardan ramazan, çocuk yaşta oruç tutuyorum...
hayatın günahları kendime, sevapları fenerbahçe'ye
orucum uğur getirsin yarabbim... amin...
yaz sıcağı,, kafada kağıt şapka...
sabır, çubuklu aşkına...
ilk yarı parçalılar attı, mağlubuz... devrede küçük hüseyin ısınıyor...
antebin baklavadan bile güzel bi şeyi varsa bu kumral bıyıklı adam...
öyle dedi istanbuldan gelen göbekli abi...
uyumayacakmışız, bağıracakmışız...
adam haklı beyler...
ikinci yarı kumral bıyıklı attı golü..
lakabı küçük yüreği dağlarla...
sonrası malum, penaltılar, yaşar simoviç, iftar geldi bi yudum su iç...
kupa havaya, sarıl babaya...
ilk bayramımı hiç unutmam...
geceden koymuşum triko formayı başucuma...
sonrası bir ömür başımın üstünde...
küçük hüseyin yok ya artık, emaneti bende...
ilk bayramını unutan var mı içinizde?
hele siz, kadıköylüler...
kimin elinden tutmuştunuz o kutsal gün, babanızın mı?
yoksa karşı komşu sami abi mi götürmüştü?
belki evden kaçmıştınız, trenle kızıltoprak, sokak arasından kalabalığa karışarak...
belki suadiyeden yürüdünüz caddeyi, boydaaan boya... vay ki vay keyfe bak...
papazın çayırında izleyen bile vardır içimizde belki...
belki kiminizin aklı kesmez kemikli adnanlı günleri...
ama herkesin bir bayramı var işte... ilk bayram... çubukluyla ilk buluşma...
bak bu bayram nasıl da denk geldi değil mi?
hepimiz 6 kasımı andık, gururlandık!
peki bugün günlerden ne bilir misiniz?
aslıda bilseniz nasıl da sevinirsiniz...
yıllaar yıllar önce bir 8 kasım işte...
çubuklu yasta, başlar önde...
daha üç gün önce çuvalla gol yemişiz çeklerden...
efendim samiyen'de hayır gelmezmiş bu beklerden...
8 kasım 1992 kimbilir hanginizin ilk bayramı?
kimbilir kaçınız ilk kez samiyendeydi
11 numara örümcek ağlarını temizlerken?
aklından çıkıveriyor işte insanın...
ben ilk bayramımı hiç unutmam...
çünkü çubukluyla her gün ilk bayramdır bana...
çünkü o gün o topu çatala takan adam...
bugün hala buradadır...
çocukluğumda insan üstü goller atan adam,
çocuğumun kocaman kahramanıdır...
ve bugün daha büyük bir mücadelenin başındadır...
ona sorsanız bu formayı giydiği her gün bayramdır...
ona sorsanız dünya döndükçe,
her sabah özgürlüğe doğar fenerbahçe...
tarih 5leri altıları not etse de,
televizyonlar dün bugün o golleri verse de,
gerçek bayram direniş günleridir fenerbahçeliye...
gerçek bayram küllerinden doğduğu gündür çubuklunun...
ve şimdi yine direnişin,
şimdi yine dirilişin günüdür...
bugün artık herkes aykut,
çubukluyu giyen her yürek kocamandır...
iyi bayramlar aykut ve adamları,
iyi bayramlar özgürlüğüne perde çekilenler,
iyi bayramlar kara deryaların fenerleri,
iyi bayramlar kalbinde fenerbahçeyi yaşatanlar...
vamos yani...
hasta la victoria siempre...
ihtiyar fenerbahçelinin de dediği gibi;
ebediyete kadar kendine yet fenerbahçem,,,
çünkü senin varlığın bayramın ta kendisidir...

1 Kasım 2011 Salı

miras...

şair ne diyor sevdiğine;
ben sende bütün aşklarımı temize çektim...
bu direncin öyküsü budur işte...
acıların, söylenemeyenlerin, isyanların temize çekilmesi...
umutların, sevdaların, tek yürekte toplanması...
nasıl milyonların bir ortak sevdası varsa,
bu da bütün yazıların ortak duygusudur işte...
bu satırların yazarı sulu gözlü bir adamdır...
babasına sarılan kız çocuğu görse ağlar, oğlunu arayan bir anaya dayanamaz...
bu satırların yazarı sizlerle dertleşir durur buralarda...
acısına ortak eder eşini dostunu...
ömründe hiç görmediği insanlar omuzlayıverir derdini tasasını...
dünyanın öbür ucundan gencecik bir kız çocuğu iki kelam eder yazısına...
ya da adanadan bir ağa... safi yürek...
bir kız babası onun satırlarıyla döker tuttuğu gözyaşlarını...
bir evlat anasına sarılarak okur içini döktüğü satırları...
19 temmuzu hatırlar mısınız mesela,
basrileri, lefterleri, canları fikretleri anmıştık hani,
tek tek kutlamıştık bayramlarını...
hani oğluna forma almak için cebindeki son parayı veren asgari ücretliyi,
sarı lacivert ipleri şişiyle sevdaya döken anneleri...
sevdiği sevinsin diye çubuklunun kazanmasını isteyen genç kızı,
 ya da fenere gol atanlara küfür yağdıran anneanneyi...
ilk maça kimleri çağırmıştık hatırladınız mı?
küçük hüseyin gelmişti kale arkasına,
maratonda basri dirimliliyle karşılaşmıştı bozkurt...
kalpaklı kansu numaralı da ayetullah beyi görüp nasıl da şaşırmıştı?
yüreğiyle gören erdal abi gözü kulağı eşrefiyle migros alttaydı yine...
kemik değil miydi o sarı lacivert şampiyon feneri başlatan...
adnan abi haala feener feener diye tek tip...
sonra takıma destek gereklmişti de kimler koşmuştu maratonun altındaki mağazaya,
üç küçük velet oradaymış, ben görmedim...
şu bir şey almasak da desteğe geldik diyen işçiye yetiştim ama,
bir de haftalıklarını biriktiren şu garson çocuk...
hadi hepsi neyse de, bizim ercan adana kebabı masada bırakıp kalkmış ya yetişmek için!
bugün kimseyi çağırmamıştım oysa...
bizbize izleyelim istedim...
bakalım altından kalkabilecek miyiz yükün dedim,
mirasa sahip çıkabilecek miyiz görelim istedim...
rica ettim zeki rızalardan lefterlerden canlardan,
ben sizi onbire koydum ama siz uzaktan izleyin dedim...
yanlışım varsa düzeltin...
11 tane basri gördüm bugün... 11 tane lefter...
küçük hüseyin, cemil, can, fikret...
11 tane hanife teyze gördüm...
sahada çubuklu forma ören...
11 tane erdal abi saydım...
sahada yüreğiyle gören...
11 tane seyit onbaşı gördüm sahada...
11 tane mustafa 11 kemal...
11 tane CAN gördüm, 11 tane ER...
kenarda bir kocaman adam ilişti gözüme...
forma numarasını hatırladım: 11...
11 değil aslında onlar işte: iki tane bir...
1 tribün, 1 takım...
çünkü artık çubuklu için herkes tek yürek...
çünkü artık çubuklu için herkes bir...
artık her maç hepimiz oradayız...
her kim bir koltuğu boş bırakıyorsa...
biz onun açığını hepimiz kapatıyoruz..
her kim sahadan atılıyorsa,
arkadaşlarını onun yerine daha çok koşuyor...
yıllarca beklemiştik ya işte...
sahaya yüreğini koyan takım diye...
bizi bir kişi eksilterek alt etmeyi düşünen varsa,
artık mecaz değil gerçekten bin geliyoruz...
sahadaki her kardeşim...
hepinizin önünde saygıyla eğiliyoruz...
koç gibi adam kaptanı nasıl öptüyse
hepinizin alnından öpüyoruz,,,
çünkü farkındayız...
çünkü biliyoruz...
kulakların çınlasın hasan ali...
artık sahiden çoğalarak geliyoruz...
bu mirası babadan aldık
evlada gurunla taşıyoruz...

31 Ekim 2011 Pazartesi

ne çe...

13 yaşındaki halinizi hatırlıyor musunuz?
cıvıl cıvıl, neşeli, ele avuca sığmaz...
ortaokuldaydınız muhtemelen, cam kenarı dördüncü sıra...
derste öğretmen arkasını döndükçe hülyayla şakalaşıyordunuz...
13 yaşındaki halinizi hatırlıyor musunuz?
muratın doğumgününe gitmek için izin istemiştiniz,
babanız olmaz demişti de anneniz destek çıkmıştı size...
bir şartla izin çıkmıştı hani,
babanız kapıya kadar bırakacak, oradan alacaktı!
kendi rızanızla gidecektiniz ama, o kadar işte...
sonrası ananızın babanızın güven veren gölgesi...
13 yaşındaki halinizi hatırlıyor musunuz?
kendi rızanızla kıyafet seçebilir miydiniz acaba,
ya da ne bileyim, akşam yemeğinde ne yiyeceğinizi?
siz 13 yaşında babasız kaldınız mı hiç?
O kaldı, şairin dediği gibi kör oldu;
kalmadı mı yoksa, anası babası var mıydı?
merak ettiniz mi hiç?
bu gün haberleri dinlediniz,
adını öğrenemidiniz: şu kadarı var elinizde : n ve ç...
adınızı hiç google'da baş harflerinizle aradınız heeeyyy?
hakimler savcılar huhukçu abilerim
baş harflerinizi yazsanız google sizi tanır mı?
O'nu tanıyor, biliyor musunuz? hem de yüzlerce sayfa....
siz sayın doktor mehmet bey...
haberi gündüz okudunuz, sizin de 15 yaşlarında kızınız var ya, içiniz yandı...
ama bu akşam sadece bayramda ne yapacağınızı düşünüyorsunuz!
siz türkiyede kadının çektiği acıyı en iyi bilen sosyolog hanımefendi,
iki baş harf için sokağa çıkıp yürür müsünüz?
isminizi verdim alınmayın abilerim ablalarım...
sizden farklı değilim.. bu utanç benim.. bizim... hepimizin...
4 tane mahkeme yargıcına yüklenebiliriz...
ya da yargıdan başka her şeye yaran tay'a!
sabaha kadar uyku girmez belki gözümüze sinirden...
ama ya iki gün sonra, hadi bilemedin 5...
13 yaşındaki halinizi hatırlıyor musunuz?
iyi tutun aklınızda...
hiç çıkarmayın...
çünkü O hep 13 yaşında kalacak artık...
hayatının bundan sonrası yok...
ne yaşarsa yaşasın hiçlik...
bundan sonrası bir n bir de ç...
hiç öğrenemeyeceğiz.. belki nuran, belki nermin...
utanması gereken oymuş gibi gizlenecek hep...
yok hayır beklemeyin...
davada adı geçen 26 kişiye hiç değinmeyecek bu yazı...
suçu onlara atıp kurtulmaya çalışmayacak...
yargıtay hakimine bilmem ne mahkemesine sövüp rahatlayamayacak...
sen sustukça arif alpaslan akkuş efendi,
sen korktukça sesini çıkarmaya...
o iki harfe niceleri eklenecek...
alfabenin her harfi tek tek kazınacak kafana başka başka çirkinliklerde...
13 yaşında efendiler,,, 13...
bizim evladımızı bakkala göndermeye korktuğumuz çağında...
hem de kendi rızasıyla ha...
hiç kaçma türkiye...
bu utanç hepimizin...
ve eğer ses çıkaracaksan google'da baş harflerinde bulunmadan çıkar...
çünkü bu ülkede babası öldüğün için kör olan n değil ç değil...
insanlıktır...
gözleri kararan sadece 26 hayvan değil, topyekün vicdandır...

25 Ekim 2011 Salı

sözün başladığı yer...

Bu satırları okumaya başlamadan önce, kapatın gözlerinizi...
burnunuzu tıkayın iki parmağınızla, ve ağzınızdan nefes almayın...
tıkanıklık, nefessizlik, karanlık...
öyle zor işte enkazın altında kalmak...
her kime laf edecekseniz bu günlerde, aynısını yapın bunun,
gözünün ağzınız burnunuz tıkalıyken düşünün sözlerinizi...
yapabiliyorsanız ölün sonra...
ancak ölünce anlayabilirsiniz çünkü gidenleri, başkası yalan...
çünkü ölüm zordur efendiler...
çünkü ölmek çok zordur...
yitirmek de öyle...
annesi babası öldüğünde altmışında da olsa yetimdir insan...
evlat 80inde de olsa ölümünün acısı tarif edilemez...
eğer gidenin ardından bile nefret kusabiliyorsak artık...
enkazın altındakiler çıkmadan üzerinde tepinebiliyorsak...
ve ölüm üzerinden bile kırabiliyorsak bir diğerini, anlayın ki asıl biz ölüyoruz...
nereden geldik bu günlere... nasıl geldik?
nasıldık küçükken hatırlıyor musunuz?
kapısı kilitlenmeyen evlerden, münir özkullardan, zeki metinlerden...
bizim ailede, aile şerefinde ağlayan ırkın ahvadı mıyız gerçekten,
vecihi'ye hep birlikte kahkaha atan biz miydik?
yüreğimin sesini bastırıyorum iki gündür...
ama öyle güçlü bağırdı ki çıkarmadan edemedim şuncasını...
hangi din emreder depremzede'ye "gördün mü ilahi uyarı" diyebilmeyi?
hangi milliyetçilik ayırdedebilir tonlarca betonun altındaki el kadar yavrunun uyruğunu?
kefenin içinde din hanesi yazar mı efendiler?
musalla taşına bayrak sarılır mı?
gidin 4 kitabı okuyun abilerim ablalarım, çevirilerine bakın saatlerce,
nerede yazar kul hakkından daha büyük bir günah?
bu kadar mı yabancı olduk birbirimize?
bu kadar nefret edebilir miyiz sahiden kapı komşumuzdan?
hani geçen gün şehitlere yas tutarken sormuştuk ya;
ya o çocuğun bize küfreden biri olduğunu öğrenirsek diye?
kurşunların vurduğu o yürek de biziz heeeyyyy...
enkazın altında sesimi duyan var mı diyen de!
bu kadar mı zor acılar tazeyken susmak...
bu kadar mı zor nefretimizi iki gün daha bastırmak?
ne zaman kararttık bu kadar gözümüzü,
ne zaman perdeler indi içimizden fışkıran güneşlerin önüne?
hani kıyık müzikler eşliğinde izlediğimiz diziler var ya,
ağalı beyli heybetli, bolca güzel esmerli...
onlar öldü işte van'da...
başrolde değillerdi ama, rol yapmıyorlardı...
bir de müzik çalmıyordu üzerlerinde...
ve ne yazık ki haftaya devamı yok...
tekrarı da...
çoktan unutulacaklar...
ama kulağınız da bir yankısı kalacak enkaz altındakilerin...
sesimizi duyan var mı diye...
işte asıl "o ses"tir türkiye...
yarından sonra biraz sakinleyecek depremin acısı...
unutalacak hayatın doğusunda kalanlar...
bizi birbirimizden nefret ettirenler önümüzdeki maçlara bakacak..
onlara tek diyeceğim var;
aslolan hayattır demiştik ya abiler,
bir de onu nasıl yaşadığındır işte...
çünkü ne yaparsan yap bir gece bitiverir aniden.. ya da bir pazar öğleden sonra...
iş ki geride bir onurlu iz bırakasınız...
bu gece cam açık yatın mesela, yorgan örtmeden...
belki biraz anlarsınız...
ve siz nedenini bile bilmeden birbirinden nefret edenler...
ve biz nedenini bile bilmeden ötekinin ölümüne sevinenler...
birimiz zekiysek ötekimiz metiniz be...
hala sormayacak mısınız; neden hep biz ölüyoruz ulan diye?
o kerpiç, o az beton, o kolonsuz evlerden kınalarla uğurlanıp dönmeyen de biziz,
o ev başına çöken de...
o enkazın altında biz varız.. hepimiz..
o bölgeye tırlar dolusu giden kazak çorap ekmek su biziz.. hepimiz... 
17 ağustosa benzemesin bu acı...
üç gün sonra unutulmasın...
bak hepsine inat topladın yine tonlarca yardımını...
parandan önce yüreğini gönderdin o topraklara...
bak yine karşıdan karşıya geçiyoruz işte hep beraber...
sıkı tut kardeşinin elini.. sakın bırakma...
hep acılarda duyarsın ya o sözü...
bu kez inanma...
burası sözün bittiği değil, başladığı yerdir!

22 Ekim 2011 Cumartesi

acı...

7 bin 600 gün... belki biraz daha fazla...
bu kadar uzun bu kadar kısa sürdü hayatları...
20 bin kez acıktılar ortalama...
30 bin bardak su içtiler...
kaç kez kuru fasülye yediler bilmiyorum...
ya da kaç kez kavga ettiler arkadaşlarıyla...
aşık oldular mı acaba, fırsat bulabildiler mi?
kesin bir platonik durumları olmuştur...
yan sınıftaki selma'ya mesela...
belki kavgacı lanet herifin tekiydi bi tanesi,
belki birkaçı...
mahalleden gelip geçenlere sataşırlardı..
olur mu olur!
belki öyle böyle fanatik değildi istanbullu olan...
beni daha çok fenerliler okuyo ya;
kadıköyün müdavimiydi belki...
cimbomun takım otobüsünü taşlamıştı 4 sene önce...
süreci bu günlere getirenler günlerdir yazıyo işte orda burda...
herkesin dilinde bir anne...
nasıl dayanırdı o analar bu acıya...
nasıl beklenirdi sabaha kapı çalacak mı diye titreyerek!
çatışmayı duyunca telefonlara giderdi ya eller,
açılmayınca umutlar nasıl sıcak tutulabilirdi!
her birinin ne sıcak öyküleri anlatıldı...
hepsi birer kahramandı..
o kahramanlardan kaçı bizden iş istedi kimbilir askere gitmeden?
kaçına küfür ettik arabamızın önünden geçti diye?
oysa şimdi pırıl pırıllar hepimizin gözünde,
sudan berrak, beyazdan daha ak...
bizim için öldüler diye mi acaba?
yoksa kendi acımızı onlar üzerinden mi yaşıyoruz?
onlar üzerinden mi temizliyoruz ruhlarımızı, vicdanımızı
neden yüceltiyoruz onları...
gerçekten onlara saygıdan mı?
eğer öyleyse..
bitsin diye ne yapıyoruz mesela...
statta siyah giyiyoruz, slogan, küfür. vee rahat vicdanlar...
bi bayrak alıp yürüyoruz.. isyan slogan...
bombalıyoruz. ateş ediyoruz... yeni ölüler.. genç ölümler...
sokakta liselilere bakıyor muyuz mesela?
gencecik haşarı, otobüste bize yer vermeyen liselilere...
3 yıl sonranın potansiyel şehitlerine...
üniversitede iş yerinde aralıkta kısa dönem gidecek arkadaşımız mesela...
döneceğinden emin miyiz?
dönmezse ne olur? üzülürüz. ağlarız. gömeriz.. sonra?
üzülmeyi ağlamayı epey öğrendik...
uzman olduk yas tutmada...
peki ya ölümleri durdurmak için ?
onlar canını verdi ya bizim için...
canını diyorum.. hayatını...
biz kendi önceliklerimizden vazgeçebilir miyiz?
kendi ön yargılaramızı aşabilir miyiz çözüm ararken?
egomuzu yenebilir miyiz vatan millet barış adına?
ölümler bitsin diye nefretimizi öldürebilir miyiz?
çukurca şehitleri... her biri kardeşim...
belki küfür ettiler bana 3 yıl önce...
belki vapur kuyruğunda önüme geçti biri...
helali hoş olsun...
hoş görebilecek miyiz şehit olmadan insanları?
günlerdir anneler üzerinden köşe dolduran abiler ablalar,
analar ağlamasın diyeeeee politika yapanlar...
bi kaç sorum olacak...
kaç kez ateşlendi acaba uykusunda çukurca şehidi mustafa,
kaç kez üstünü açtı reşit?
hangi yemeği en çok sever hüseyin?
mahallede en çok kimle kapıştı birol?
hangi ilaca alerjisi var mesut'un
ortaokulda kaç dersten kaldı ufuk?
yine hepsi gecekondudan tek göz odadan iki artı birden ya bu aslanların..
yine hepsi alibeyköy, pursaklar, aşağı mahalle...
kaç vasıtayla okula gitmişlerdi küçükken kim bilir ?
bilemeyiz sayamayız...
ama o cenaze günleri hatırladığınız anneler,
hepsini sayar size ezberden...
ve biz şehitlerin adını bile unuttuktan taaa 25 yıl sonra
hala hatırlıyor olacaklar hepsini...
bugün öteki diye bakıp dudak büktüğünüz gencin tabutuna omuz vereceksiniz belki seneye,
bir oğlunu pankart yüzünden içeri çıktığınız bir anne,
yarın ötekini siirtte vatana feda edecek belki,
cenazede yanyana duracaksınız...
bugün arkasından küfür ettiğiğnizle
yarın omuz omuza yürüyeceksiniz...
aslolan insandır efendiler...
aslolan hayattır...
elbette vatana benim canım da fedadır...
ama şu içerdeki odada yatan yavrucak var ya,,,
onun aldığı her nefes,
bana binlerce vatandır...

11 Ekim 2011 Salı

Gözyaşlarımızı bitti mi sandın?

Dayım beni bırakıp köye giderken ağlamıştım ilk, 6 yaşındaydım...
Bebeklik zırlamalarını saymazsak tabii...
Tokat attım, kızmadı, öptü, sarı lacivert küçük bir kamyon aldı bana...
Eve dönene kadar oynadım banliyö treninin tıkış tıkış vagonunda...
Sonra dedem göçtü bu dünyadan...
Çok severdim, hayat rehberim, yaşama hevesim, ulu çınarım...
Anlatmıştım hani size,, büyük yolcu, Kamyoncu Sait...
Mezar toprağını suladım gözyaşlarımla...
Giderayak Anadolu lisesi sınav paramı ödemişti...
Kazandım... Ayrılırken Ankara'dan anneme sarılıp ağladım...
Sonra babamın omzuna yaslandım Samsun'un bir gri yatakhane duvarında...
Gömleği ıslandı...
Ergen olduktan sonra tuttum gözyaşlarımı...
Ayıp bildim, içime akıttım...
Ne alt sınıftaki kız beni reddettiğinde doldu gözlerim,
ne de veda ederken 8 yıllık can dostlarıma...
Ergenlik bitti, üniversite iş güç derken nasırlaştı kalbimiz...
Bir kız çıktı sonra karşıma...
Gözümün bebeği gönlümün içi güldü...
Sonda bir gazel okudu Kamyoncu Sait'in oğlu...
Sevinçten damladı yaşlar damatlığımın üstüne...
Ve bir sabah en güzel armağanı verdi bana gözümün bebeğini güldüren kız...
Poposuna vurulan şaplakla ağlarken minicik yavru...
Elimin tersiyle sildim göz pınarlarımı...
Hepinizin benzer değil mi hikayeleri..
Ayrılık, sevinç, hüzün, kavuşma, ölüm, doğum, düğün...
Ve çubuklu...
Ve isyan...
3 Temmuz ilk gözyaşımız değildi ki bizim?
İlk 19.07 yazısına ağlamadık ki?
Biriktirdiği parayla foma almaya çalışan veletler,
Okuyunca ağladığımız ilk hikaye miydi?
Küçük Hüseyin'in acı haberi geldiğinde televizyonlar siyah beyaz
ama üstündeki çubuklu inadına sarı lacivert değil miydi?
İlla gelecem dediğinizde babanız sizi maça götürmemişti ya hani,
Bu maç derbi oolum olay çıkar diye anneniz izin vermemişti...
Odaya kapanıp ne yapmıştınız?
Luciano'nun Olcan'ı koltuğunun altına aldığı gün,
ya da Denizli kupa maçında secde ederken çubuklu'ya...
Nobre o kafayı vurduğunda,
Erdal abi oğlu Eşrefi aramıştı tribünde sarılmak için...
Ankaralı hani,
Gözlerim görmese ben bulurum yine,
kalbin durmuşsa inan çarpar seninle...
Hatırladınız mı, yüreğiyle gören sevdalıyı...
Ankara'daki Bursa maçında seyircinin tezahüratlarına eşlik eden,
Ayağıyla tempo tutan polis Nurten'i tanısaydınız,
Tutabilir miydiniz o yaşları?
Aynı maçın kahramanı Washigol'ün kalbi sıkıştığında,
Sizin de ruhunuz daralmadı mı?
Gençlerbirliği trenine binmiş miydiniz abilerim?
Vagonlar dolusu çubuklu, 5 saat tezahürat...
89'da Yusuf faul, Ahmed Hassan kafa, dönüş boyunca ağla...
Unuttunuz mu?
Böyle anılarınız benden az mı hey,,
Kalbinde Fenerbahçeyi yaşatanlar...
Denizli'de ömrümüzün kaç yılını bıraktık biz,
İki yıl önce kaçımızın kalbi durdu...
Ve bugünlere geldik işte..
Geçen yıl, tırnaklarımızı yiye yiye, her maç öle dirile kazandığk zaferi...
Kocaman adam ve oğullarının alınterine kattık gözyaşımızı...
Caddeyi suladık konvoy geçerken...
Bu dünyayı yakarız senin için diye bağırmıştık...
Ağlamaktan fırsat bulamadık...
Bugün tarihin en büyük silindirine direniyorsak...
Evladımıza miraz bırakacağımız sevdanın arkasındaysak...
Haklıyız kazanacağız diyebiliyorsak...
O gözyaşlarının hatırınadır işte...
Başka silahımız yok çünkü...
Samandıra kahramanlarının alınteri...
Senin benim gözyaşımız...
Bitmez tükenmez aşkımız, kalbimizde taşıdığımız...
Durursa bir gün o gözyaşları...
Zaptedemeyiz işte o zaman statları...
Kazıyamayız adımızı...
Yine haklı oluruz belki ama, kazanamayız...
Kahramanlarımızın her golüne sevinsek de,
her galibiyetten sonra inletsek de Kadıköy'den Türkiyeyi...
Kalbimizin yarısı buadaysa yani...
Yarısı oradadır, burada olamayanlarla birlikte...
Ve onlara mektubumuzdur gözümüzden akan her damla...
Her damla bir otobüs getirir Edirne'den Ardahan'dan, Antep'ten...
Her damla Ayetullah efendinin toprağını sular,
her damla bir fatihadır Zeki Rıza'ya...
Her damla Ada'nın sularını kabartır,
sahilde duran bir adam anlar ne dediğimizi...
Yazar deftere...
Apo neden ağlatıyormuş yazıp yazıp...
Ben mi ağlatıyomuşum sizi abilerim ablalarım,
Yoksa siz mi ağlatıyorsunuz beni her gün her gece?
Hangisi doğru bilmiyorum ama, ağlamaya devam edin...
Yarın bir gün yeniden artınca saldırılar...
Yeniden aklınıza düşünce parmaklık ardındakiler...
İyisine de kötüsüne de deyin ki;
Gözyaşlarımızı bitti mi sandın?

4 Ekim 2011 Salı

dört dört iki...

teknoloji gelişti, rakamlar coştu...
artık her takımın her futbolcunun müthiş karnesi var...
kaç gol attı, eh çok hangi dakikada yiyor,
hangi kanattan kaç kez gidiyor, kaçıncı dakikadaki ortalar gol oluyor?
perşembeleri oynadığında kaç kontraatak yapıyor,
gündüz maçlarında en çok taçı kim atıyor?
adamın sahada kaç adım attığını sayıyolar be usta!
futbol bu kadar rakam olunca içindeki para da büyüyor haliyle...
bir maçtan 4 milyon lira, turu geçerse 10 milyon filan...
şampiyonlar liginden 30 milyon kaybetti sayın seyircileaarrr...
köşe başlarını tutanlar da bakıp bakıp yazıyo...
onlar paraları sayıları alt alta koyup topluyo sonuçlara varıyo..
efendim fenerbahçe emresiz maçlarda şöyle oluyor filan,
gökhansız maçlarda zırtlıyor, alexsizlerde pırtlıyor...
adam hayatını sayıya paraya puana bağlayınca asıl istatistiği atlıyor haliyle...
direnişin rakamları...
sevdanın sayıları...
şekip beyin her deplasman maçında kaç kilometre yol gittiğini biliyor musunuz mesela?
uğur olsun diye telefonu kapatıp aynı istikameti gidip geldiğinde kaç saat harcıyor.. her maç ama.. her maç...
topuk yaylası kaç kilometre mesela istanbula?
cefakar taraftarın bile çıkarken yorulduğu o yolları
aziz yıldırım yaz kış kaç kez gidip geldi, notlarınızda var mı?
aykut kocaman 2009 eylül-2010 mayıs ayları arasında kaç kez eve gitti sizce?
hayatını adadığı evladı kaç kez babasını görmeden uyudu, sayabildiniz mi?
betülü tanır mısınız abiler ablalar..
bir çocuk annesi, yılların tribün hastası
kaç maçı sinemada geçirdi kulaklıkla...
kaç filme boş boş baktı zuhal ablası...
yasemin kaç maç gol gelmeyince koridora oturdu?
uğurhanın anne babasını tanır mısınız sayın yorumcular?
70lerinde iki tonton güzellik...
tek bir ses duymamak için kapandıkları oda kaç metre karedir acaba?
manav osman amcadan mandalina aldınız mı hiç?
maç günü olsa alamazdınız...
bi gün çok satış oldu diye sevinmiş, fener yenilmiş..
daha da mandalina satanın...
kaç liradır acaba kaybı hesaplayabilir misiniz?
yılda kaç işi ada vapuruna lefteri görmek için biner fikriniz var mı?
babasının verdiği harçlıkları biriktirip forma almaya çalışan burak,
sizce kaç haftada çubukluya kavuşur?
küçük hüseyinin ruhu kaç kez gelmiştir papazın çayırına?
alex tekme yediğinde kendi canı acımış gibi bağıran kaç insan vardır?
kaç insan gökay iravulu evladı gibi görür?
aynı forma uğurlu geldi diye kaç kez üst üste giyilebilir sayın filanca?
belediye maçında bağıra bağıra tezahürat yapan görme engelli abinin sevgisi neyle hesaplanır?
pierroya baksanız cevap verebilir mi?
kaç düğün kaçırdık biz emmoğlu, maç var diye?
yediğimiz coplar hangi köye yol olur?
kaç kazak örülmüştür sarı lacivert?
kaç çile yün kullanılmıştır? kaç şiş eskitmiştir analar hey!
aykut kadar kocaman bi sayınız var mı ey matematikçiler?
gökhan gönülün yüreğini kim tartabilir?
alexin bonservisi mukavelesinde yazar ama,
ona duyulan sevgiyi kim hesaplayabilir?
oooffff offff uzadı mı liste?
ömrü hayatında kaç maçı ezberden hatırlayabilir bir insan?
1 9 0 7 .. dört sıradan sayı işte.. yanyana gelince neden tebessüm eder bi sürü manyak ?
caddeye sığmayanlar kaç kişiydi sayabildiniz mi?
aynı şarkı bir ömürde kaç kez dinlenebilir?
necati abiyi tanır mıydınız be?
terazilerin tartamadığı kilosu değil sevdasıydı bilir misiniz?
1 milyon lira kampanyasında kaç kişi koştu maraton tribüne sevgili rakamcılar?
alışveriş yapanların kaçta kaçı asgari ücretli?
maaşının yüzde kaçını bilet tapu memuru remzi?
kaç kez aynı yoldan yürüyerek gittik stada?
kaç rakı içtik dostlar'da?
kaç gece uykusuz kaldık sıkıntıdan,
kaç damla gözyaşımız aktı 2 aydır..
2 ay ya... evet.. tam iki ay oldu... sizin için istatistik.. bizim için her günü bir çentik...
biz o şampiyonluğu kaç diş kaç tırnakla aldık hey?
siz rakamları alt alta koyarken ben sonucu söyleyeyim:
bu sevginin hesabını kupayla parayla yapamazsınız,
bizi de ikinci üçüncü beşinci ligle korkutamazsınız...
biz şaya kalpaklı adamın torunlarıyız...
sevdamızın ederini kimse hesaplayamaz...
aykut, gökhan, volkan, sevda, onur. haysiyet. lefter, basri, hüseyin, rıdvan, gurur... topla hepsini ne eder?
sayılar, kupalar, kuralar, turlar hepsi sizin olsun...
fenerbahçeli olmanın gururu bizlere yeter!

30 Eylül 2011 Cuma

evet biz...

biz...
evet biz...
fenerbahçeliler...
itiraf ediyoruz; hiç bu kadar canımız yanmamıştı...
biz
evet biz
fenerbahçeliler...
itiraf ediyoruz, hayat bize hiç bu kadar zor olmamıştı...
evet o günden sonra...
3 temmuz pazar, sabah dokuz...
biz haydarhanla deryanın doğacak çocuğuna bebek arabası götürürken...
karım özge kızım ela ve ben...
kimbilir ne derdimiz vardı o gün, kimbilir neler geçiyordu aklımızdan...
sonrası malum... deprem... aklımızdan girip yüreğimizden çıkan fay hattı..
evet biz fenerbahçeliler...
itiraf ediyoruz...
çok zorlandık... her gün... her saat... düğüm düğüm...
iş yerimizde, kahvede, trende, vapurda, lokantada...
çubuklu üstümüzde, dimdik durduk...
işte o yüzden, siz görmediniz...
bilemediniz...
ama şimdi itiraf ediyoruz işte...
çok canımız yandı.. ama çok...
siz görmediniz...
feneriumun önünde 3 küçük velettik biz...
harçlıklarımızı denkleştirip forma parası kotarmaya çalışan,
babalarımızdan duymuştuk çünkü,
para lazımmış takıma...
çıkışmadı paramız, bir abi geldi bize forma aldı sonra, tek tek, her birimize...
yanımızdan ayrılırken eli sanki gözüne gitti, bir şeyler sildi yanağından...
arkası dönüktü, biz göremedik, siz görmediniz...
siz görmediniz evet...
üç çocuk babası bir avukattık biz...
eve gittik, ortanca oğlan sordu:
baba fenerbahçe şikeci mi diye...
senin baban ahlaksızlık yapar mı oğlum diye baktık gözünün içine...
yapmaz dedi gözleri dolarak...
deden yapar mıydı diye ısrar ettik...
yapmaz dedi iki damlayla.. belli ki okulda üstüne gitmişler...
o zaman onların fenerbahçesi de yapmaz oğlum diyebildik.. sarıldık, ağladık...
siz görmediniz...
asgari ücretli işçiydik biz...
1 milyon kampanyası tam da maaşın bittiği günlere rastlamıştı...
yine de gittik stadın altına...
yok yok, bir şey almadık...
ama olsun, gittik işte... alanlara bakıp sevindik...
siz görmediniz...
kızıltopraklı zuhal ablaydık biz...
falan filan kuruluşunun ehemmiyetli bir yöneticisiydik...
para üstü vermeyer dolmuçuya bile çıkmazken sesimiz...
köprüye nasıl koştuk bilemedik topuklu ayakkabıyla...
siz görmediniz...
futbodan hiiiç anlamayan hatice teyzeydik biz...
oğluna çubuklu kazaklar ören...
gelinin yanına düştük de papazın çayırına koşarak gittik...
zaman direnme zamanı dedi çünkü bizim oğlan...
siz görmediniz...
toplanıp toplanıp içtik biz todori'de...
bir kez olsun küme düşmeyelim demedik onca rakıya rağmen...
bir kez olsun, şimdi biz ne yaparız diye hayıflanmadık...
siz görmediniz...
çıktı bizden bir abla,
baktı kongre üyelerine,,,
aman haaa dedi biz affedilmenin değil aklanmanın derdindeyiz...
siz bilmediniz...
dedik ki biz....
en dipteki lig ne ise oradan başlayalım, kulübün kapısına kilit vuralım da,
mazimize inancımıza, duruşuma zincir vurdurmayalım...
siz görmediniz...
yaylalara çıktık, caddelere aktık,
samandıraya gittik biz...
tellerin arasından baktık bizim çocuklara...
bir tebessümlerine bin damla indirdik gözümüzden...
siz görmediniz,,,
ameliyathanenin kapısında acı haber almış gibi yıkıldık uefa kararında...
3 tane maç izleyemeyeceğiz diye değil,,,
bizim çocukların emeğine kara çalındı diye...
sonra gördünüz işte...
sular seller gibi aktı kadınlarımız kondulardan yollardan ara sokaklardan...
sığmadı koca koca caddelere...
kapılarını kırdı da girdi saraçoğlunun...
sonra gördünüz işte...
kaldırımları tribün yaptık,
bir gram destek gün ışığı gibi sızsın stadın içine diye...
şimdi siz de görün, dünya da görsün...
aşığın maşuğa kavuşma günüdür...
forma parası biriktiren çocukların,
oğluna kazak ören anaların,
kaldırımda destan yazanların,
dünyaya şapka çıkarttıran kadınların,
kahramanlarla buluşma günüdür...
en zor günde dimdik duran kocaman bir adamla,
mangal yürekli evlatlarına teşekkür etme günüdür...
evet biz...
fenerbahçeliler...
itiraf ediyoruz...
çok üzüldük çok ağladık çok özledik...
şimdi hasretle eskittiğimiz prangaları kırma günüdür...
öyle bir umut ki kara deryalardaki fenerimiz,
öylüözgürüz ki sevdamızda...
dünya mahkum etse gam yemeyiz artık...
evet biz fenerbahçeliler,,,
itiraf ediyoruz...
biz artık fenerbahçeli değiliz
bugün kelimenin tam anlamıyla
FENERBAHÇEYİZ...