Yıllarca tribünde avaz
avaz söylemişti belki de; öptüğü çubuklu forma yaşayacak anısında, diye. Gün
gelip kendisine söyleneceğini hiç düşünmeden. Okul açık tribünün koridorunda,
deplasman otobüslerinde, Yoğurtçu Parkı’nda. Ali İsmail’in armayı öptüğü o poza
bakarak ağlamıştı belki. Kim bilir kaç galibiyeti ona armağan etti. Aynı pozu
verdi 19’unda. O pozun anılarda yaşayacağını bilmeden.

Biri bi besteye başlar
sonra. Başını öne eğme aldırma Fener, çok yakında güneşli günler. Derdi,
tasayı, korkuyu unutursunuz. İçinizden çağlayanlar akar. Damarlarınızda kan
nehir gibi akmaya başlar. Coşarsınız.
Koray o besteyi başlatan
çocuktu işte. Cıvıl cıvıl. Heyecanlı. Hep ayakta.
Pırıl pırıl üniversiteli
bir çocuk. 22 yaşında.
Kocaeli
Üniversitesindeydi. Okul Açık’tan kombinesi vardı.
Tabelaya bakmazdı pek,
sağına soluna bakardı sadece maçta, herkes bağırıyor mu yeterince diye.
Yine öyle heyecanla gitti
ezeli rekabetin en önemli deplasmanına.
Çok da iyi gitmiyordu
çocukluk sevdası. Çubuklunun üzerinde bulutlar dolanıyordu epeydir. Kara kara
bulutlar. Küme düşme hattının kıyısına gelmiş. Arka arkaya kötü sonuçlar almış.
Hocası gitmiş. Kısacası güneş doğuyor derken sonbahardan kışa evrilmiş.
Dertlenmiş belli ki
epeydir. İçine atmış. Diyordu ya hani Lefter’in cenazesindeki pankart. Yüreğini
yaksa da hüzün ele karşı solmasın yüzün.
Düşürmedi yüzünü hiç. Takım
tabelada ne kadar aşağıda olursa olsun sevdası en yüksekteydi hep. Seyrantepe
deplasmanına bileti ayarlarken hiç tereddüt etmedi. Hiçbir deplasmana giderken
etmemişti ki zaten. Kadıköy’de nasıl tabelaya bakmıyorsa hayatta da sayılara
bakmazdı pek.
Kendisi gibi çubuklu
sevdalısı gençlerle doluştu otobüse düştü yola. O yolculuktaki videoyu hiç
görmeyecektik belki biz. Ya da öyle bakıp geçecektik.
Şimdi bakamıyoruz.
Bakıyoruz da çok canımız yanıyor.
Son kez yaptı en sevdiğine
en sevdiğini tezahüratı. Başını öne eğme aldırma Fener, çok yakında güneşli
günler.
Kalbinin tıkandığı haberi
maçın ortasında düştü tribüne. Hayatlarındaki en değerli maçı tereddütsüz
bıraktı gitti ömrünü deplasmanlarda geçiren tribüncüler. Hastanenin önünde bir
umut beklediler.
O iyi haber gelmedi.
Çekti gitti Koray.
Uzaktan görünce bile
yüzünü gülümseten çubuklu formalı futbolcular hastaneye gitti ailesine destek
için. Koray görmedi ama hissetti illa ki.
Hepimiz ölelim Fenerbahçe
yaşasın diye bağırıyordu ya her maç. Fenerbahçe’yi yaşatan sensin demişti bir
arkadaşı. Fenerbahçe’yi yaşatan biziz.
Giderek içi çürüyen bir
ortamda, nefretin sevgiyi evire çevire dövdüğü bir ülkede, renklerin düşmanlığa
bahane edildiği günlerde, tertemiz yürekli bir çocuk, sevdasının peşinde verdi
son nefesini.
Ergenliğinde
Lefter’in arkasından gözyaşı döktüğü stattan uğurlandı son kez.
Hayatının en büyük
mutlulukların, en ağır hüzünlerini yaşadığı koltuktan gitti ebediyete.
Kimbilir ne sohbetlerle,
ne dertlerle, filanca kızı düşünerek, kafasında kadrolar kurarak çıktığı o
merdivenden son kez çıktı. Yıllarca en sevdiği topçuların adına haykırdığı
tribünde onun adı yankılandı.
Bu taraftar seni hiç
unutmayacak Koray. Futbolun orta yerine benzin döküp sonra kenara çekilenler o
samimiyetsiz anmalarını iki güne unutacak belki.
Ama o tribünün tozunu
yutanlar, karda kışta senin gibi kaşkolunun sıcağına sığınanlar, seni hep
kalbinde yaşatacak. Ali İsmail’i Burak Yıldırım’ı nasıl gün gün büyütüyorlarsa
içlerinde, sen de hep o armanın en güzel yerinde yaşamaya devam edeceksin.
Her deplasman otobüsünde,
her santrayla beraber omuz omuza bizimle olacaksın.
Beraber yürüyeceğiz bu
yollarda, beraber ıslanacağız yağan yağmurda.
Kalbin seni taşımadı belki
ama bizim kalbimizdeki yerin daimdir kardeşim.
Yolun açık olsun Koray.
Öte dünyan Lefter’e sevdan
bize emanet.
Eyvallah…
Eskilere götürdün,deplasman otobüsüne bindirdin,gözlerimizi doldurdun.Kalemine sağlık.
YanıtlaSilGozlerim doldu okurken....
YanıtlaSil